[Bilimsel Haber] Yeni Kitap: Osmanlı Türk Romanında Kürt İmgesi.

Onur Inal onurinal at onurinal.com
5 Oca 2011 Çar 18:08:17 EET


Müslüm Yücel.
Osmanlı Türk Romanında Kürt İmgesi.
Agora yayınları İstanbul 2010.
Sayfa sayısı: 736  Fiyatı: 40 YTL

Daha önce yayınlanmış olan Edebiyatta Ölüm ve İntihar, Kürtlerde Ölüm
ve İntihar, Berdel - Bir Evlilik İttifakı ve Türk Sinemasında Kürtler
gibi kitaplarıyla bilinen yazar Müslüm Yücel, bu hacimli kitabında
devasa bir kazı çalışmasına imza atıyor, Kürt imgesinin Osmanlı-Türk
romanlarına nasıl yansıdığı konusuyla ilgili olarak kapsamlı bir
okumaya girişiyor. Yücel'in 1000'li yılların başlarına uzanan
yolculuğu, Doğu edebiyatında Kürtlerden ilk defa bahseden Nizami'yle
başlıyor ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çeşitli dönemlerinde egemen ve
yaygın olan biçimlerden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar
'Kürd'ün edebi macerası'na odaklanıyor.  Tanzimat dönemindeki canlı
kültürel ortamda Şemsettin Sami, Ahmet Mithat Efendi ve Namık Kemal'in
eserlerinde "vatanın ve ümettin" bir parçası olan Kürtler, Servet-i
Fünun edebiyatınında bir bunalım konusu oluyorlar; Kürtlerin
yaşadıkları bölgeler "mecburi hizmet" yerleri, Kürtler ise kimi zaman
"küçük hammal", kimi zaman da "ağa" oluyorlar. Kırılma noktası ise
Mehmet Rauf'un "Halas" adlı romanı oluyor. Rauf şunu söylüyor:
Kanımızın düşmanları ile karmakarışık iç içe yaşıyoruz. Türkçülüğün
ayak sesleridir bunlar. Ziya Gökalp'in öncülüğünde gelişen Milli
Edebiyat'ta "Milliyet ve Kavmiyet" ağırlık kazanıyor. Bundan böyle
Türk'e bir yanda 'uygar' ve 'erkek' rolü verilirken, Kürt, 'vahşi'
derekesine indirilip 'dişi'yi sembolize ediyor. Avrupa, Türkleri nasıl
görüyorsa, böylece Türkler de "hor görecekleri" bir millet buluyorlar.

Burası yüzyıla damgasını vuracak olan bir yükselme yeridir; ister
Türk, ister Kürt olsun, yükselmek isteyen yazarlar, buradan hareket
ediyor. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonraki dönemlerde, siyasette
Kürtlerin konumu ne ise aynı denklemin edebiyatta da kurulduğunu
görüyoruz. Bu dönemlerin başında Halide Edip özel bir yer tutar, resmi
ideolojinin içinde ve kenarlarında yer alan Yakup Kadri, Mithat Cemal
Kuntay ve Nihal Atsız gibi isimler, 'Kürt'ün yok sayılmasında
neredeyse baş rolü oynuyorlar. Nâzım Hikmet, Sait Faik, Yaşar Kemal ve
Orhan Kemal'le esen rüzgârdaysa

'Kürt' ad olarak, insan olarak, varlık olarak roman sayfalarında
yeniden belirmeye başlıyor; tabii bu noktada, yazarın özel olarak dert
edindiği Kemal Tahir'in, Cumhuriyet'e dahi 'rahmet okutan' dışlayıcı,
horgörücü tutumunun özellikle altını çizmeyi ihmal etmemek gerekiyor.
1970'li yıllarda Sevgi Soysal ve Ferit Edgü'nün kalemleri, dönemin
siyasal mücadelesinin gelişimine bağlı olarak 'Kürd'ün varlığına daha
bir insani/siyasal yaklaşım sergilerken, 1980 sonrası iklimde Orhan
Pamuk, Mehmet Eroğlu, Oya Baydar, Ahmet Altan, Ayşe Kulin ve Murat
Uyurkulak gibi yazarların sergilediği yelpaze, 'inkâr'dan
'kabullenme'ye, 'destek'ten 'içinde yer alma'ya kadar çok renkli bir
Kürt manzarası sunuyor. Birbirinin elyazısı ve yıkıntısı olan bu iki
halk, 2000'li yıllarda bozbulanık akıyorlar.  Bu kitap, Türk
edebiyatında "kalemleri idare eden söz orduları"nın çekilmesini
arzuluyor, bu yüzden, yazı, bir kazıya dönüyor ve bugüne kadar
yazılmış her romanın, bir kez daha okunması gerektiği ifade ediliyor.
Belki de şu isteniyor, artık kalem kılıç olmaktan çıksın. Söz ve yazı
zaten,yeterince yaralıyor!

###



BilimselHaber mesaj listesiyle ilgili daha fazla bilgi