[Bilimsel Haber] Bilimsel Açýdan UFOlar, Beden Dýþý Deneyimler, Astroloji, Yaratýlýþçýlýk ve Duyu Dýþý Algýlama/ Gezgin
Ulas Basar GEZGiN
ulasbasar at yahoo.com
Fri Jun 23 22:47:12 EEST 2006
Bilimsel Açýdan UFOlar, Beden Dýþý Deneyimler, Astroloji, Yaratýlýþçýlýk ve Duyu Dýþý Algýlama
ya da
Yanlýþ Yönde Kuantum Sýçramalar: Gerçek Bilim Nerede Biter ve Sözdebilim Nerede Baþlar? Üzerine
-Bu yazý, Gökhan Ayyüceye ve Deniz Ayyüceye armaðanýmdýr-
Dr. Ulaþ Baþar Gezgin, PhD / 23.06.2006
E-posta yerleði: ulas at teori.org
Að sayfasý: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=360&Itemid=28
Charles M. Wynn ve Arthur W. Wigginsin yazdýðý, Aykut Kence tarafýndan Türkçeye kazandýrýlan ve Sidney Harrisin çizgileriyle TÜBÝTAK tarafýndan basýlan Yanlýþ Yönde Kuantum Sýçramalar: Gerçek Bilim Nerede Biter ve Sözdebilim Nerede Baþlar? adlý kitap, günümüzde oldukça yaygýnlaþan uzaylýlar, telepati vb. gibi tartýþmalara bilimsel bir açýdan yaklaþýyor; bir yandan, aþaðýda gösterileceði gibi, kimi noktalarda yüzeysel açýklamalarla yetinirken, baþka noktalarda ise, doyurucu bilimsel açýklamalar getiriyor. Ýçeriðe girmeden önce, kitabýn adýnýn pek de içini yansýtmadýðýný belirtmekte yarar görüyoruz. Kitap, kuantumla ilgili deðil, bu yazýnýn baþlýðýnda sýraladýðýmýz gibi, UFOlar, beden dýþý deneyimler, astroloji, yaratýlýþçýlýk ve duyu dýþý algýlama ile ilgili.
Kitap, ABDde uzaylýlara inanan bir öbek insanýn toplu özkýyýmýyla açýlýyor. Bu insanlar, bir kuyrukluyýldýzda onlarý bekleyen bir uzay gemisi olduðuna inanýyorlardý. Teleskopla baktýklarýnda, gemiyi göremediler. Teleskobun iyi gösteremediði düþünerek, teleskobu bir yana atýp ayný görüþlerini sürdürdüler. Kitapta, bu ve benzeri düþünsel sabitliklere inanç inadý adý veriliyor. Öte yandan, kitapta, bu inanýþlar, bilimsel bakýþla keskin bir ayrýlýk içerisindeymiþ gibi gösteriliyor. Gerçekte, kitap boyunca, yazarlar, bilimin ülküsel (ideal) durumunu, bilimin þu anki durumuymuþ gibi gösterip Poppergil bir yanlýþa düþüyorlar. Oysa, Gezgin (baskýda)da da çeþitli örneklerle dile getirildiði gibi, bilimciler arasýnda da çeþitli inanç inadý örnekleri bulunmaktadýr. Bunlarýn en ünlü örneði, Chomskydir. Bir tür içebakýþ olan anadil konuþurunun sezgisi yöntemi ile masa baþýnda dilbilim yapan Chomsky, yarým yüzyýldýr, dýþarýda dilbilim verisi toplayanlarla dalga geçmektedir.
Ona göre, anadil konuþurunun sezgisi (sanki herkesin sezgileri ayný olacakmýþ gibi), dýþarýda veri toplamaktan daha güvenilir bir yöntemdir.
Kaldý ki, yeni çað tarikatçýlarýna yönelik para eleþtirisi, diðer bir deyiþle, yeni çað tarikatçýlarýnýn tecimsel (ticari) kazanç saðlamaklýklarý, bilimciler arasýnda hiç görülmeyen bir olgu deðildir. Burada, uzun bir alýntý yapalým:
Dünya, ne yazýk ki, dolandýrýcý kaynýyor. Genleriyle oynanmýþ ürünleri yiyip yemediðimizi bilemediðimiz gibi, ayný biçimde, bilimsel araþtýrmalarýn sonuçlarýyla oynanýp oynanmadýðýný da bilemiyoruz. Amerikan bilimciliði, Amerikada çýkmýþ olmakla birlikte, dünyanýn dört bir yanýnda yer etmiþtir. Araþtýrmacýlarýn aylýklarýný ve demek ki geçimlerini bilimsel dergilerde yayýnlatabildikleri makalelere ipotek eden Amerikan bilimciliði, gerçekte, bilimin ölümüne yol açmýþtýr. Neden? Çünkü araþtýrmacýlar, Amerikan üniversite düzenine göre, makale yayýnlatamadýklarýnda, iþlerine son verilmektedir. Yumuþak üniversite düzenlerinde ise, makale yayýnlatamadýklarýnda, akademik yükseltme alamamaktadýrlar. Böyle olunca, araþtýrmacýlar da, her mantýklý insanýn düþünebileceði gibi, birtakým sahtekarlýklar yapmaktadýrlar. Elde ettikleri verilerle oynayarak, bilimsel dergilerde yayýnlanabilecek türden veriler uydurmaktadýrlar. 9 Haziran 2005te Nature Dergisinde yayýnlanan bir raporda,
adsýz olarak yapýlan bir araþtýrmada, araþtýrmaya katýlan dirimsel-týp (bio-medikal) bilimcilerin üçte birinin veriler üzerinde sahtekarlýk yaptýðýnýn ortaya çýktýðý belirtilmektedir. Bu bilimcilerin % 15i, fon veren kurumun baskýlarýyla, araþtýrmalarýnýn yöntemini ve bulgularýný deðiþtirdiklerini belirtmektedir. Bu bulgular, çoktan beridir, çeþitli ortamlarda dile getirilen sýkýntýlarý gözler önüne sermektedir. Amerikan fonlama anlayýþý nedeniyle, bilim insanlarý, bilim deðil yalan üretmeye zorlanmaktadýrlar ve daha acýsý, bilimsel dergilerde yayýnlananlarýn hangilerinin yalan olduðunu ve ne kadarýnýn yalan olduðunu bilemiyoruz. Bu araþtýrmanýn sonuçlarý, Dizelge 1de özetlenmektedir: (Burada sayýlmayan sahtekarlýktan biri de, hakemli dergilerin hakemlerinin henüz yayýnlanmamýþ bir makaledeki görüþleri çalýp o görüþleri ilk kendisi ortaya atmýþ gibi göstermesidir. Bu tür olaylarýn sayýsý, hiç de az deðildir. Bilimcileri yarýþmacý olarak gören bir akademik dünyada, baþka
türlüsü de beklenemezdi.)
1. Veri uydurmak
% 0.3
2. Katýlýmcý seçme koþullarýný dikkate almamak
% 0.3
3. Araþtýrmanýn sonuçlarýna göre ürün geliþtiren þirketlerle baðlantýsýný gizlemek
% 0.3
4. Öðrencilerle, katýlýmcýlarla ve müþterilerle kuþku uyandýran iliþkilerde bulunmak
% 1.4
5. Ýzin almadan ya da adýný anmadan baþkasýnýn düþüncelerini kullanmak
% 1.4
6. Araþtýrmayla ilgili gizli kalmasý gereken kiþisel bilgileri açýklamak
% 1.7
7. Daha önceki araþtýrmalarýyla çeliþen verileri sunmamak
% 6.0
8. Katýlýmcý seçmede daha az önemli özellikleri dikkate almamak
% 7.6
9. Baþkalarýnýn hatalý verilerini ve kuþku verici yorumlamalarýný görmezden gelmek
% 12.5
10. Fon veren kurumun baskýlarýyla, araþtýrmanýn yöntemini ve bulgularýný deðiþtirmek
% 15.5
11. Ayný veriyi ya da bulgularý iki ya da daha fazla yayýnda bastýrmak
% 4.7
12. Makale yazarlýklarýný uygunsuz bir biçimde daðýtmak
% 10.0
13. Makalelerde ya da önerilerde, yöntemin ya da sonuçlarýn ayrýntýlarýný bilinçli olarak koymamak
% 10.8
14. Yetersiz ya da uygun olmayan araþtýrma desenleri kullanmak
% 13.5
15. Ýçinden gelen sese dayanarak, gözlemleri ya da verileri, çözümlemeden çýkarmak
% 15.3
16. Araþtýrmalarla ilgili yetersiz kayýt tutmak
% 27.5
Dizelge 1. (Ad Verilmeden Yapýlan Bir Araþtýrmada) Aþaðýdaki Davranýþlarý Sergilediklerini Belirten Bilimcilerin Yüzdeleri (Katýlýmcý Sayýsý= 3,247).
Kaynak: Martinson, Anderson ve de Vries (2005). (Gezgin, baskýda, Biliþsel Bilimlerden Önce Bilimle ve Bilim Felsefesiyle Hesaplaþmak adlý 5. Bölüm).
Dolayýsýyla, kitap, bilime oldukça eski, Popperdan daha ilerisini (özellikle Kuhn, Lakatos ve elbette Feyerabend) irdelemeyen bir bilim felsefesinden bakýyor. Böyle olunca, Poppera yöneltilen hemen hemen tüm eleþtiriler, az sonra da göreceðimiz gibi, bu kitaba da yöneltilebilir oluyor. Ancak, bu kitap, baþka ülkelerde deðil de Türkiyede çoksatar olursa hiç þaþýrmayacaðýz, çünkü Türkiyede, Feyerabendla -olumlu olsun olumsuz olsun- hesaplaþmýþ olma ya da hesaplaþmakta olma niteliði taþýyan tek bir bilim dergisi bile çýkmamakta.
Kitabýn baþlýðý, oldukça Poppergil: Gerçek bilim ile sözdebilim arasýna sýnýr çekmek amaçlanýyor. Bu ayrýmý temelde, þu biçimde yapýyor: Bilim, kesin inançlara dayanmaz; sözdebilim ise dayanýr. Böyle bir bakýþ, gerekçelendirme yapýldýðý sürece, kabul edilebilir olabilir. Ancak, bilim felsefesi yazýný, 1950lerde Popperla birlikte bitmiyor ki; asýl tartýþmalar o noktada baþlýyor. Felsefel açýdan bakarak, Bilim, kesin inançlara dayanmaz; sözdebilim ise dayanýr. sözünün bir kesin inanç olduðunu ileri sürerken, hangisi bilim, hangisi sözdebilim olacak? Demek ki sorun, sýnýr koyma deðil, temellendirme sorunudur.[i]
Kitap, Kuhngil bilimsel topluluk kavramýndan da habersiz. Sanýyoruz tam da bu nedenle, kitapta þu tümceye rastlayabiliyoruz: Bilimde doðrular, en çok oyu hangi hipotezin aldýðý meselesi deðil, hangi hipotezin öngörülerinin deney sonuçlarý ile uyum içinde olduðu meselesidir (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 108).
Kitapta, UFOlara inananlarla ilgili þöyle bir tümce var: Aslýnda, bu kiþiler görmeseydim inanmazdým deyiþini inanmasaydým görmezdime çeviriler [yayýncýnýn yanlýþý] ya da Talmudda yazýldýðý gibi: Olaylarý olduklarý gibi görmeyiz, olduðumuz gibi görürüz (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 6). Bu tümcenin, eski ve artýk yanlýþ olduðu ortaya çýkarýlmýþ bir bilim anlayýþýna dayandýðýný düþünmekteyiz. Bilimciler de, inanmasaydým görmezdim örnekleri sergilerler: Bir davranýþçý, insana baktýðýnda, koþullama etkinlikleriyle eðitilebilir bir varlýk görür; bir biliþselci ise, insana baktýðýnda, bilgisayara benzeyen bir varlýk görebilir. Bir sinirbilimci ise, insana baktýðýnda, denetli (controlled) ve özerk (autonomous) dizgelerden oluþan bir uzuvluk (organism) görür. Bir toplumbilimci baktýðýnda, açlýk görür, yoksulluk görür, gönenç ve varsýllýk görür vb. Dolayýsýyla, kitap, ham gerçekçilik, diðer bir deyiþle, bilim, gerçekleri anlatýr biçimindeki yanlýþ düþünceye
dayanýyor. Öyle olsaydý, Newtonla Einsteinýn ve çaðdaþ fizikçilerin kuramlarýnýn özdeþ olmasýný beklemeliydik. Ama Türkiyede bilimciler arasýnda bu ham gerçekçilik genel kabul gördüðünden elbette böyle bakmayan bilimciler de bulunmaktadýr-, kitabýn bu bölümünün çok beðenileceðinden eminiz.
Kitapta, sanýyoruz, akýcý olma kaygýsýyla, adý anýlmadan, ünlü Heisenberg Ýlkesine giriliyor:
Atomaltý parçacýklarý alanýnda (kuantum alaný), bireysel atomaltý parçacýklarý bazý niteliklerini (konum ve hýz gibi) gözlenene kadar kazanmazlar. Diðer bir deyiþle, atomaltý parçacýklar gözlemciler onlarý ölçene kadar belirli bir biçimde var olamazlar. Uçuk ve acayip izlenimi verse de, bu kuantum tuhaflýðý, acýmasýz sýnavlardan defalarca geçerek doðrulanmýþtýr.
Bazý insanlar, bu sýnamalarý yanlýþ yorumlamýþlardýr. Normal cisimler en sonunda atomaltý parçacýklardan oluþmalarý nedeniyle, var olabilmeleri için olaðan þeyler önce gözlenmelidirler. Bu sonuç yanlýþ yönde bir kuantum sýçramasýdýr, zira bir bütünün özellikleri, onu oluþturan parçalarýn özellikleri ile ayný deðildir.
Kuantum kuramýný, sadece, atomaltý parçacýklarýna ne olduðu ilgilendirir. Tek tek atomaltý olaylarýn düzeyindeki kuantum etkileri makroskopik düzeyde ortalanýrlar. Hiç kimse gözlemese bile Ay, Dünyanýn çevresinde dönmeye devam eder. Bilim, nesnel gerçeklik üzerindeki iddiasýný sürdürür.
Bu parçacýklarýn gözlenene kadar bazý niteliklerini kazanmadýklarý buluþunun yanlýþ bir yorumu da, nihai gerçekliðin gözlemcinin zihninde olduðu ya da düþüncelerin herþeyin olmasýný saðladýðý þeklindeki yorumdur. Bu yorumlara ait düþüncelerin hiçbiri kuantum kuramýndan elde edilemez. Bu kuram, insan bilinci ya da zihinsel süreçler konusunda hiçbir þey söylemez (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 21-22).
Birincisi, yazarlarýn, [h]iç kimse gözlemese bile Ay, Dünyanýn çevresinde dönmeye devam eder çýkarsamasý da kuantum kuramýndan elde edilemez. Yukarýda eleþtirilen çýkarsama yöntemini Yazarlarýn kendileri de kullanmaktadýr. Üstelik, Yazarlarýn, nihai gerçekliðin gözlemcinin zihninde olduðu yönündeki görüþe karþý çýkýþlarý, ölümden dönme deneyimlerini ele aldýklarý V. Bölümdeki þu tümceleriyle çeliþmektedir:
Zihnin gizemleri çoktur. Bildiðimiz, algýladýðýmýz ya da duyumsadýðýmýz her þey, beynimizi oluþturan bir sinir aðýnýn içinde bilinir, algýlanýr ya da duyumsanýr. Beyin aldatýlabilir. Örneðin, düþsel kol ve bacak olayýný ele alalým. Bir kolu ya da bacaðý kesilmiþ kimseler kol ve bacak yerindeymiþçesine, duyumsama (acý, vs.) deneyimini (beyinlerinde) yaþamaya devam ederler. Bir kimse her þey beynimizdedir dediði zaman doðru söylüyor olabilir. Dýþarýda gerçekleþiyor gibi görünen þeyler, gerçekte beynimizde oluyor olabilir- altýný biz çizdik (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 67-68).
Kitap, yukarýda da görüldüðü gibi, duyularýmýz yanýltýcý olabildiðine göre, duyularýmýzla nasýl güvenilir bilgi elde edebiliriz? ve aklýmýz yanýlabildiðine göre, aklýmýzla nasýl güvenilir bilgi elde edebiliriz? gibi temel bilgikuramý sorularýný yanýtlanmýþ sayýyor; oysa, kitabýn önce bu sorularý yanýtlamasý gerekiyor. Atomaltý konusuna gelirsek, Gezgin (baskýda)da bu konuda þunlar söyleniyor:
Bilimle ilgili geleneksel bakýþ, bilimin yargýlarýnýn kesin olduðu yönündedir. Oysa, bu bakýþ, 20. yüzyýlýn ilk yarýsýnýn sonlarýndan sonra, býrakýlmýþ bir bakýþtýr. Bunun býrakýlmasý da bir yanlýþ anlamadan ileri gelmiþtir: Heisenbergin belirsizlik ilkesinin ve genelde nicem (quantum) fiziðinin kesin bilimsel bilgi savýný çöpe attýðý ileri sürülmüþtür. Bunu ileri sürenler, ya çaðdaþlýk sonrasýcý (post-modernist) ya da dinci düþünürlerdir ya da her ikisi birden. Özellikle dinciler, bu görüþü, bilimin tümüyle çöktüðüne kanýt olarak göstermekte ve dinin herþeyi açýkladýðýný savlamaktadýrlar. Bu iki türden düþünüre göre, doða, çoklu deðerlere sahip olan bulanýk mantýkla iþlemektedir. Bu düþünürler ya iyi niyetli olarak yanýlmaktadýrlar ya da kötü niyetlidirler: Bulanýk mantýk da bir mantýk türüdür. Kesin bilgi vermeyi amaçlamayan çok sayýda bilim bulunmaktadýr. Sözgelimi, bir ülkede 0.6 olasýlýkla deprem olacaðýný söylersek, bilim dýþýna çýkmýþ olmayýz. Çünkü bir olasýlýk
deðeri vermiþ oluruz. Olasýlýk deðeri ise, bilimin ta kendisidir. Ayný biçimde, bir atomaltý parçacýðýnýn nerede olduðunu kestirememekle, þu kadar olasýlýkla þurada, bu kadar olasýlýkla burada olduðunu kestirebiliyor olmak, farklý þeylerdir. Bilim, ikincisini yapabilmektedir. Dolayýsýyla, nicem fiziði ve bulanýk mantýk, bilimle çeliþmemektedir. Geleneksel bilim, bu sýnavda kendini yenilemiþtir. Kaldý ki, bu iki tür düþünürün görüþleri doðru olsaydý, iki tür sorunla karþýlaþýlacaktý: Birincisi, bu görüþler, insanda az çok olan özgür istenci atomaltý parçacýklardaki seçkisiz hareketlere baðladýklarýnda, bir sorun ortaya çýkýyor; çünkü bu görüþler, atomlar arasýnda bir uzmanlaþma ayrýmý yapmýyor. Oysa bir sinir hücresiyle bir beyin hücresinin iþlevleri farklý. Ýkincisi, madem ki, evren, dedikleri gibi, belirsiz bir yapý, yaþamamýzdaki bu kadar düzenliliði nasýl açýklayacaklar?
Hatta denebilir ki, Heisenbergin belirsizlik ilkesi, bizim ölçüm kýlgýbilgimizin (teknoloji) yetersizliðinden ileri geliyor. Doðada, atomaltý düzeyinde bile belirsizlik yok, ama þimdilik atomaltý düzeyindeki belirlilikleri ölçecek araçlar yetersiz. diyebiliriz (Gezgin, baskýda, Sonuç: Yorumlar, Eleþtiriler, Yanýtlar baþlýklý 10. Bölüm).
Kitapta, doða bilimleri-insan bilimleri ayrýmý yapýlýyor ve bu ikisinin 5 noktada ayrýldýklarý belirtiliyor (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 23-25). Sonrasýnda kitapta Sözdebilimin beþ büyük düþüncesi olarak adlandýrýlan aþaðýdaki 5 konuya birer bölüm ayrýlýyor:
1. UFOlar ve uzaylýlarca adam kaçýrmalar,
2. Yýldýzlara ýþýnlanma gibi olaðandýþý beden-dýþý deneyimler, ölümden dönme deneyimleri, ruhlar ve hayaletler gibi VARLIKLAR
3. Astroloji
4. Yaratýlýþçýlýk
5. ESP ve psikokinez gibi olaðandýþý güçler (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 40).
IV. Bölümde, UFOlarla ilgili çeþitli anlatýmlar ele alýnýp algý yanýlmalarý açýklanýyor. Yazarlarýn UFO (unidentified flying objects, kimliði belirlenemeyen uçan nesneler sözüyle ilgili oldukça yerinde bir eleþtirileri ve önerileri var:
UFOnun, yabancý uzay gemisi ile eþ anlama gelmiþ olmamasý gariptir, çünkü eðer bir nesne teþhis edilmiþse, artýk kimliði belirlenemeyen uçan nesne olmaz! Dahasý, gökyüzündeki kaynaðý belirsiz ýþýklar olduðu anlaþýlan garip görüntüler, nesnelerin görünüþü deðildir. Bu ýþýklar hareket etmelerine karþýn, kesinlikle uçmamaktadýrlar. Bu nedenle, kimliði belirlenmemiþ uçan nesnelerin (UFO), açýklanmamýþ gökyüzü görünüþleri (Unexplained Aerial Appearance, UAA) ile deðiþtirilmesi önerilmiþtir, zira sonraki terim insanlarýn aklýna, orada bulunmamasý gereken önyargýlý görüþler koymamaktadýr (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 43-44).[ii]
Yazarlar, Kadim Astronotlar altbaþlýðý altýnda, birkaç bölümcede, Erich von Dänikenin görüþlerini, Uzaylýlar Tarafýndan Adam Kaçýrmalar altbaþlýðý altýnda ise, altbaþlýktan da anlaþýlabileceði gibi, uzaylýlar tarafýndan kaçýrýldýklarýný ileri süren insanlarýn öykülerini ele alýyorlar. Bunlarýn yaygýn kabul görürlükleri düþünüldüðünde, insanýn aklýna, bu savlar, yalnýzca birkaç satýr ayýracak denli önemsiz mi? sorusu geliyor.
Yazarlarýn konuyla ilgili önemli bir saptamasý þu: Uzaylýlarýn kaçýrmasý öyküleri, uzaylýlarla ilgili filmlerin yaygýnlaþmasýyla ortaya çýkýyor. Yazarlar, günümüz insanýnýn Gizli Dosyalar (X-Files) gibi sözdebilim dizileriyle bombardýmana tutulmasýndan yakýnýyor (ben de Türkiye özelinde, bu yakýnmaya, Sýr Kapýsý türü ilahi adalet tüccarlýðýný ekleyeceðim). Yazarlarýn söylediklerine ek olarak þunu da söyleyelim: Neyse ki, Kanýt Peþinde (Crime Scene Investigation) gibi diziler de var.
Öte yandan, uzaylý denencesi (hipotezi) ile ilgili, son derece baþarýsýz bir açýklama getiriyorlar:
UFO hipotezleri, karþý kanýtlar olmadan, iyice sýnanmýþ bilimsel hipotezleri terk etmeyi gerektirirler. Uzaylý yaratýklar son derece uzun ömürleri olmadýkça, insanlarý kaçýrmak için çok çok uzak gezegenlere gidiþ geliþlerin olaðanüstü bir hýzla gerçekleþmesi gerekmektedir, o kadar hýzlý ki, uzay gemisinin ýþýk hýzýndan daha büyük bir hýzla yol almýþ olmasý bile gerekebilir (saniyede 186.000 mil). Iþýk hýzýndan daha büyük hýzlar, Einsteinýn iyice sýnanmýþ görecelik kuramýný çiðnemekte ve bildiðimiz fizik yasalarýyla da çatýþmaktadýr.
Dahasý, uzay yolculuðu çok büyük enerji giderini de gerektirmektedir. Einsteinýn özel görecelik kuramý, ýþýk hýzýna yakýn bir hýzla yolculuk yapan bir nesnenin, nesne ile birlikte yol almayan bir gözlemciye göre daha da irileþeceðini söyler. Büyüyen kitle dolayýsýyla, nesneyi hýzlandýrmak için daha fazla güce gereksinim vardýr. Daha fazla güç daha fazla yakýt demektir ki, bu da total kitleyi artýrýr ve bu böylece gider. Bu da, ýþýk hýzýnýn yüzde yetmiþi bir hýzla yol alan 10 kiþilik bir uzay gemisinin, bütün bir yýl boyunca ABDde tüketilen enerjinin milyonlarca katý gerektireceði anlamýna gelir. Dahasý, bu tip yolculuklar için gereken itici güç sistemleri, günümüze kadar geliþtirilmiþ herhangi bir sistemden çok daha fazla etkili olmak zorunda olacaktýr.
Ortaya çýkan bir baþka güçlük ise yön ve harekette UFOlara atfedilen ani deðiþiklikler, bilinen hava araçlarý tarafýndan yapýlmasý mümkün olmayan manevralardýr. Ýnsanlar ancak sýnýrlý bir hýzlanmaya dayanabilir ve iþlevlerini sürdürürler. Bildirilen bazý manevralar, kaçýrýlan insanlarý çorba kývamýnda bir maddeye çevirir, onlarý, muayeneye hiç uygun olmayan duruma getirir, dünyaya dönme kapasiteleri ise çok daha az olurdu- altýný biz çizdik (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 56-58).
Bir kere, uzaylýlar varlarsa, Dünyaya gelebilmeleri için insansoyunun sahip olduðundan daha ileri bir kýlgýbilgisi ve fizik bilimine sahip olmalarý beklenir. Oysa, Yazarlar, her nedense, uzaylýlara insanýn kendi geliþmiþlik düzeyinden daha üstünü yüklemeyip, fiziðin kurallarýna göre bu, olanaksýz diyorlar! Þimdiye kadarki, Poppergil yaklaþýmlarýný burada da sergileseler, þöyle demeleri beklenirdi: Varolan kýlgýbilgisi ve fizik bilgisi ile, uzaylýlarýn Dünyaya gelmesi olanaksýz ama yarýn bu ikisi, þu an öngöremediðimiz kadar ilerleyebilir. Bilim, kendini yenileyen bir kurumdur; Einstein, fiziði Newtondan; Newton da Aristodan devraldý. Aristo zamanýnda nasýl ki Newtongil bir fizik düþünülemezdi; ayný biçimde, Einstein fiziðini asla geçersizleþmeyecek bir kesin yargý olarak deðerlendirmek, bilimselliðin dýþýna çýkmak anlamýna gelir. Aristonun zamanýnda insanlar uçamýyorlardý; bir insanýn Hellasa uçarak inebileceði kesinlikle beklenmiyordu. Biz de, uzaylýlarla
ilgili düþünürken, Aristo zamanýndaki bu insan, asla uçamayacak görüþüne saplanýp kalmýþ olmayalým? Üstelik, Güneþ Dizgesinin dýþýna bir tane bile insan çýkamamýþken, bu dünyada ve dünyadan sýnanmýþ fizik kurallarýný evrensel sayma kibri nereden ileri geliyor? Yoksa, yoksanýrken yine de bilinçaltýna yerleþmiþ Ýsacý Dünya-Özekçi (Merkezci) safsatadan mý? Dünya, Evrenin özeði ve Dünyada geçerli herþey, Evrende de geçerlidir görüþü mü varsayýlýyor? Asýl fizik, insansoyu, Güneþ Dizgesinin dýþýna çýkmaya baþladýðýnda yapýlacak.
Bir de altý çizili yere bakalým: Yazarlar, büyük bir pot kýrýp uzay gemisi yakýtýný, ABDde harcanan enerjiyle karþýlaþtýrýyorlar. Bunun iki nedeni olabilir: Ya ABDli okuru ve Dünyada bir biçimde kendini ABDyle iliþkilendiren okuru hedefliyorlar ve diðer okurlar Onlar için önemli deðil; ya da uzaylýlar ve kýyamet izlekli ABD filmlerinden, ayýrdýnda olmadan etkilenmiþler. Dünyaya ya da tek tek anakaralara yapýlan vurgunun, bilim insanlarýnýn dünya yurttaþlýðý ülküsüne daha uygun olacaðýný düþünmekteyiz. Örneðin, bunun yerine, tüketilecek yakýt, tüm Kuzey Amerika anakarasýnda ya da baþka bir anakarada tüketilen enerjiyle karþýlaþtýrýlabilirdi.[iii]
Sonuç olarak, Yazarlarýn bu uzaylý açýklamalarýnýn þu biçimde yeniden çerçevelenmesi gerektiðini düþünmekteyiz: Uzaylýlarýn, Dünyaya gelebiliyor olmasý için, fizik ve kýlgýbilgisi açýsýndan, þu þu þu koþullarýn karþýlanmasý gerekir...
Beden Dýþý Deneyimler ve Varlýklar adlý V. Bölümde, hayaletlerle ilgili çeþitli sahtekarlýk örnekleri sýralanýyor. Kitap, ölümden dönme deneyimine sinirsel-kimyasal açýklamalar getiriyor ve çeþitli uyuþturucularýn da uçma ve ruhunu bedeninden ayrý duyumsama gibi deneyimlere yolaçtýðýný belirtiyor. Oysa, sinirsel-kimyasal açýklamalar, sinirsel-kimyasal açýklama yapmadan da bir insanýn yaþamakta olduðunu anlýyor oluþumuz örneðinde olduðu gibi, ölümden dönme deneyimlerinin varolup olmadýðýný göstermez. Hepimizin dünyayý belli bir biçimde görüyor oluþumuz, bu dünyanýn dýþýnda bir dünya olmadýðýný göstermez. Hepimiz, sanrýlayýcý (hallucinative) deneyimlere doðal olarak sahip olsaydýk, hangisinin gerçek dünya olduðunu anlayamayacaktýk. Dünyanýn belli bir biçimde varolduðunu koyutlama (postulation) ölçütünün çoðunluðun oydaþmasý (consensus) olduðunu anýmsayalým.
Ölümden dönme deneyimlerine bilimsel bir bakýþ, bize göre, þöyle olurdu: Acaba beynin hangi bölgeleri insanýn kendisini bedenli olarak algýlamasýndan sorumlu? Kalbin durduðu durumlarda, beynin bu bölgeleri iþlemez duruma mý geliyor? Böyle bir bölge ya da yolak (path) varsa, bunlarla ilgili sinirsayrýlýkbilimsel (neurological)[iv] örnek-olaylar (vaka; case) olabilir. Bunlar, incelenebilir. Ayrýca, kalbi duran hastalarýn beyinleri görüntülenebilir.
VI. Bölümde, astroloji ve diðer fal türleri ele alýnýyor. Diðer birçok altbölümde olduðu gibi, kitap, el falýný da birkaç yüzeysel satýrla geçiþtiriyor. Bu yönüyle, kitap, bilimin sözdebilime yanýtý olmaktan çýkýyor ve bilimin sözdebilimi açýklamakta baþarýsýz olduðu havasýný veriyor. Yine de, bölümde, astrolojiye yönelik önemli eleþtiriler bulunmakta:
Çoðu astrolog, önceden var olan inanç sistemlerine yapýþmýþtýr. Astroloji ilk ortaya atýldýðý zaman, gezegenimizin evrenin merkezi olduðu düþünülüyordu. O zamandan beri, bilimsel yöntemin asýrlarca uygulanmasýnýn sonucu olarak, astronomi bu perspektiften vazgeçmiþtir. Dahasý, astrolojinin ilk günlerinden bu yana, kimi ek gezegen (Uranüs, Neptün, Plüto) ve gezegenlere baðlý aylar keþfedilmiþtir. Bu cisimlerin insanlarýn kiþilikleri üzerindeki astrolojik etkileri, en gayretli astrologlar dýþýnda tüm astrologlarca göz ardý edilmiþtir.
Üstelik, geçen 2000 yýl içinde, Dünyanýn dönme ekseni öyle bir yön deðiþtirmiþtir ki Zodyaktaki burçlar, Tetrabiblosta tanýmlanan ilk konumlarýna göre 30 derece batýya kaymýþtýr. Astrolojik hesaplamalarda, bu kayma için düzeltme yapýlmamýþtýr. Diðer bir deyiþle, ilk çaðlarda adlandýrýlan Zodyaka ait takýmyýldýzlar, artýk burçlarý tarafýndan temsil edilen Zodyakýn bölümlerine karþýlýk gelmiyorlar. Dört bin yýl öncesinde, gece ve gündüzün eþit olduðu 21 Marttaki bahar ekinoksunda Güneþ boða takýmyýldýzýndaydý; 2000 yýl önce Koç burcundaydý; bugün ise Balýktadýr. Dönüþ ekseninin deðiþmesi, yalnýz Güneþin burçlarýný deðil, fakat astrolojik doðum çizelgesinin diðer yönlerini de etkiler: Ayýn burcu, gezegen burçlarý, yükselen burç ve evler üzerindeki etkiler.
Eski Yunan Tanrýlarýnýn kiþilikleri, gezegen isimleri ve bireysel insan özellikleri arasýndaki bað için hiçbir açýklama getirilmemiþtir. Üstelik doðum anýnýn önemi hakkýnda önemli olan nedir? Bu bebeðin baþýnýn ilk kez göründüðü zaman olarak mý tanýmlanmýþtýr? Doðurmanýn süresine baðlý mýdýr? Sezaryen kesimine ne demelidir? Ana rahmine düþme aný daha iyi olur muydu? Annenin saðlýðý, doðum yapýlan yerin çeþitli yönleri diðer baþlangýç koþullarýna ne demeli? Ve yapay döllenmeden ya da insanlarý klonlama olasýlýðýndan ne haber? (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 102-103).[v]
Kitapta, astrolojinin Poppergil anlamýyla yanlýþlanamaz olduðu, diðer bir deyiþle, sýnanabilir öngörüler sunmadýðý söyleniyor (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 104). Biz buna katýlmýyoruz. Bilimsel temeli olsa da olmasa da, astroloji, kiþilik yapýlarý ve gündelik yaþamla ilgili öngörülerde bulunuyor. Sonuçta, astrolojinin hangi öngörülerinin tutup hangilerinin tutmadýðý üzerinden sayýlama (istatistik) çalýþmasý yapýlabilir. Kitap, sonrasýnda, bu noktaya deðil de, burçlarýn inandýrýcýlýðý noktasýna odaklanýyor. Bu nokta üzerinden, Barnum Etkisini içermek üzere çeþitli deneyler anýlýyor.[vi]
VII. Bölümde, Yaratýlýþçýlýk Denencesi ele alýnýyor. Özellikle Nuh Tufanýyla ilgili tartýþma, dikkat çekici. Kitapta, Tufan anlatýlarý, her canlýdan bir çift taþýdýðý ileri sürülen geminin yapýsal özellikleri çerçevesinde eleþtiriliyor. Kitap, hiç bir þey için olmasa bile, bu eleþtiri nedeniyle okunmaya deðer (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 119-122). Yine de, bu açýklamalarýn, bilimsel açýklamalarda olduðu gibi, ileriye dönük deðil, geriye dönük olduðu unutulmamalýdýr. Olaðan koþullarda öngörü yapmak için kullanýlan bilimsel us, burada, tarihsel bir olayý ele almak için kullanýlmýþtýr.
Kitap, Yerleþtirilmiþ Kanýtlar Savýný karmaþýklýk açýklamasýyla çürüttüðünü ileri sürüyor. Biz daha ileri gidip bu karmaþýklýk açýklamasýný yeniden ele alalým: Ýnsan, tanrýyý anmadan da evreni açýklayabiliyor. Ama yaratýlýþçýlar, evrene tanrýyý katarak, evreni karmaþýklaþtýrmakla kalmýyor, bir bilinemez daha koyuyor: tanrý. Onu kim yarattý? tartýþmasý zincirleme sorular doðuruyor ve ne Muhammedci ne de Ýsacý ulema, bu sorulara doyurucu yanýt veremiyor. Dolayýsýyla, bu tartýþma, daha az karmaþýk açýklama dururken, evreni karmaþýklaþtýrmaya gerek yok biçiminde bir Occamýn Usturasý örneði oluyor. Öte yandan, bilim tarihi açýsýndan ve Kuhn açýsýndan bakarsak, açýklamanýn karmaþýklýðýný diðer ölçütlerin üstünde tutmanýn bilim-ötesi bir yeðleyim olduðunun ayýrdýna varýrýz. Bilim tarihi boyunca, yeðinlik (accuracy), tutarlýlýk (coherence) ve kapsama alaný (scope) gibi deðerlerin de, kuramlarý deðerlendirmede kullanýlabildiðini görürüz. Kaldý ki, Aristo fiziði, Einstein
fiziðine göre daha yalýndýr ama yalýnlýðý, onu, gerçeðe en yakýn açýklama kýlmaya yetmiyor. Bilim tarihinde, en az karmaþýk açýklamalar yeðlenseydi, kabile bilimciliðinden ileri gidilemezdi herhalde. Dolayýsýyla, bize göre, Yerleþtirilmiþ Kanýtlar Savý, bilimsel deðil felsefel olarak çözülebilecek bir sorundur.
Bu noktada, insanbilimci Clifford Geertzin bir araþtýrma anýsýný, yorumsuz olarak aktarmak istiyoruz:
Bu okulun kapalý, içe dönük görüntüsüne raðmen güvensizce deðil, aksine sýcak karþýlandým. Bunu kýsmen, bu okulda bir süre okumuþ olan ve þimdi bir Ýslâm entelektüeli olarak kendisinden çok þey beklenen refakatçime borçluydum. Ama daha çok meþhur bir Amerikalý profesörün (refakatçim öyle olduðumu tahmin etmiþti) gerçek Ýslâm görülecekce gelinecek yerin burasý olduðunu farketmesindendi. Gerçekten de öðrenciler hemen Amerikalý ziyaretçiyle, yine çok dostça davranan öðretmenleri arasýnda bir tartýþma ayarlamak, böylece Batý bilimiyle Müslüman bilimini kapýþtýrmak için hareketlendiler.
Camide toplandýk, öðretmenleriyle herkes ona üstat diyordu, biz de öyle diyelim- bir daire oluþturmuþ öðrenciler, ortadaki açýklýkta da ayakta duran ben. Niye geldiðimi açýklayarak söze baþladým. Önce, genellikle ABDde devletle Müslümanlar arasýndaki iliþkiyle ilgili genel sorular geldi, sonra da tartýþma baþladý. Üstat bana Amerikalý astronotlarýn gerçekten aya indiðine inanýp inanmadýðýmý sordu. (Aya seyahatin ikinci yýldönümüydü ve Acehin gazeteleri konuyla ilgili ateþli tartýþmalarla doluydu.) Ýnandýðýmý, ama Acehlilerin çoðunun inanmadýðýný anladýðýmý söyledim; bu da gürültülü gülüþmelere neden oldu. Üstat hiçbir Müslümanýn Peygamberden gelen bir gelenek, yani Nuh tufanýyla ilgili bir hadis yüzünden buna inanamayacaðýný söyledi. Peygamberin dünyayla ay arasýnda dev bir okyanus olduðunu, tufanýn kaynaðýnýn da bu dev okyanus olduðunu söylediði aktarýlýr. Eðer Amerikalýlar gerçekten de aya gitselerdi bu okyanusta bir delik açarlardý, bu da Nuhunki gibi hepimizin
boðulacaðý bir tufana yol açardý.
Buna ne diyeceðimi bilemedim ve yapabildiðim kadarýyla Batý biliminin ayýn ne olduðu, kaynaðý ve niye parladýðýyla ilgili açýklamasýný anlattým. Verilebilecek cevaplarýn en iyisi deðil, ama orada ve o anda hadislerin geçerliliðini sorgulamazsam iyi olacaðýný hissettim. Bana sonradan, Acehli veya baþka bir yerden eðitimli herhangi bir Müslüman gibi kendisinin de Amerikalýlarýn aya gittiðine inandýðýný, ama, þakayla karýþýk, neredeyse dalga geçerek, belki de okyanusun kenarýndan dolaþtýklarýný söyledi.
Üstat bunlardan hiç etkilenmemiþ ve rahatsýz olmamýþtý. Yine gayet sakin bir þekilde (hem gerçekten öðrenmeye çalýþan, hem de, benim de kendimi hissettiðimi sandýðým gibi, zaten bilen biri gibi konuþuyordu), astronotlarýn gerçekten aya gitmiþ olamayacaðýný, çünkü Peygamberin yanýlmasýnýn imkânsýz olduðunu söyledi. Aslýnda olanýn, Kuranda Nimrodun baþýna gelenlerle ilgili anlatýlanlara benzediðini düþünüyordu. Nimrod bir ateistti. Tanrýyý öldürmek için göðe çýkmýþtý. (Meselenin aslýný farkederek, hem bir Tanrý olmadýðýna inandýðýný, hem de onu öldürmek için göðe mi çýktýðýný sordum ve öðrencilerden takdir belirten gülüþmeler aldým.) Nimrod silahýný ateþlemiþ (aslýnda okunu, ama burasý ayrýntý). Tanrý mermiyi yakalamýþ, üzerine kan sürmüþ ve Nimroda geri atmýþ. Nimrod sonra dünyaya geri dönmüþ ve bakýn, Tanrýyý öldürdüm, o da ölümlüymüþ, demiþ. Ama aslýnda Tanrýnýn sýnýrsýz gücünün ve sanýrým espri anlayýþýnýn kurbaný olmuþ. Astronotlara da aynýsý olmuþ. Bütün
kalpleriyle ayda olduklarýna inanmýþlar, ama aslýnda orada deðillermiþ. Bütün çabalarýnýn boþa çýkmasýný istemeyen Tanrý sahte bir ay yapmýþ ve üstüne inmeleri için bir kenara koymuþ.
Bu argümana karþý ne söyleyeceðimi bilemedim, belki de en iyisinin bir dahaki sefere bir Müslümanýn gitmesi olduðunu söyledim ve daðýldýk. Ülkenin kalbinin kalbine bir yolculuk yapmýþtým. Batý Doðuyla karþýlaþtý, Akýl Ýnançla çarpýþtý, Modernite Gelenekle yüz yüze geldi... hikâye hikâyeyi iteledi: anlatýlarýn çarpýþmasý. Hiçbir þey yerinden oynamadý. Görebileceðiniz hiçbir þey (Geertz, 2001, s. 101-103).
VIII. Bölümde, telepati türü konulardaki ünlü þarlatanlýk örnekleri sýralanýp bu konularý bilimsel olarak sýnamak için dikkat edilmesi gereken noktalar belirtiliyor (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 144-145).[vii] Ayný bölümde, Nostradamus, ayný adlý bir altbaþlýk altýnda ele alýnýyor ve yazýk ki konu, yüzeysel deðinilerle geçiþtiriliyor; Nostradamus söylencesine inananlarý -ünlü felsefel sözü anarsak- dogmatik uykularýndan uyandýracak yanýtlar dile getirilmiyor. Yine de, en azýndan, dikkate deðer bir olay anýlýyor: Louis de Wohl adlý bir astrolog, 2. Paylaþým Savaþýnda Almanyanýn yenileceði öngörüsünde bulunan sahte Nostradamus dörtlükleri yazmasý için Ýngiltere tarafýndan istihdam edilmiþmiþ! (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 147) Sonrasýnda kitap, ateþ üstünde yürümenin nasýl olanaklý olduðunu bilimsel olarak açýklýyor (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 159-160).
Son olarak Yazarlar, þöyle bir tümce kullanýyorlar: Adolf Hitlerin kötülüklerine yakýt olan ýrkçý düþünceler sözdebilimin laboratuvarlarýnda biçimlendirilmiþtir. Bunu, bir bilimi aklama çabasý olarak deðerlendiriyoruz. Naziler, gizemci öðretilerden etkilenmek dýþýnda, son derece bilimseldiler; böyle olmasaydý, zaten dünyayý ele geçiremezlerdi. 1945 öncesi Japonyasý için de aynýsý söylenebilir. Bizce, bilimsel bakýþ, kendisine eleþtirel olabilmeli, bilimin karanlýk yüzünü ortaya sermekten çekinmemelidir. Bilimin sözdebilimden en temel farký, bizce, bilimdeki herzaman baþat olmayan ama hep baþat olma gizilgücü taþýyan- eleþtiri geleneðidir.
Kitabýn kaynakçasý kapsamlý deðil. Öte yandan, sona eklenmiþ olan Sözdebilim Sözlüðü bir hayli kapsamlý ve bu sözlükten, aksiyomansi (bir hayvan postuna sokulduðunda titreþimleriyle sorulara yanýt veren bir balta ya da satýr kullanmayý gerektiren kehanet, s. 175), insan falý (insanlarýn içlerini parçalayarak açmak ve baðýrsaklarýný incelemek yoluyla kehanet, s. 176), defnomansi (açýk bir ateþe atýlan defne dallarýnýn çatýrdamasýný dinlemeyi gerektiren kehanette bulunma; çatýrtý ne kadar büyükse, o kadar iyi bir iþaret anlamýna gelir, s. 178), filorodomansi (Eski Yunandan gelen ilginç bir kehanet biçimi; güllerin taç yapraklarýný ele çarpýp, yapýlacak bir iþin baþarýsýna çýkan sesin yüksekliði ile karar vermeye dayanýr, s. 179), geloskopi (bir kiþinin kahkahasýnýn tonundan geleceði bilme sanatý, s. 180), hipomansi (atlarýn kiþnemelerinden ve tepinmelerinden bir kehanette bulunma biçimi, s. 181), rapsodomansi (bir þiir kitabýný açarak rasgele bir dize okumak
yoluyla kehanette bulunma; okunan mýsralarýn geleceðe ait bir belirti olmasý umulur, s. 188) ve stolisomansi (insanlarýn giyim kuþamlarýndaki tuhaflýklardan alametler çýkarma, s. 189) gibi ilginç fal türlerinin olduðunu öðreniyoruz.
Türkiyede bu sözdebilim konularýnda bilimsel çalýþmalar yürüten araþtýrmacý sayýsý, yok denecek kadar az. Kitapta örneklendiði gibi, bu toplumda da, araþtýrmacý öbekleri oluþturup alan çalýþmalarý yapýlýrsa, ülkede yükseliþte olan kutsal kitapçýlýk ve Yeni Çað /Eski Çað tarikatlarýnýn önü alýnabilir. Bu araþtýrmacý öbeði, sözgelimi, yeniden diriliþ savlarýnýn yaygýn olduðu Adana ve Antakyada incelemelerde bulunabilir. Yapýlacak çok iþ var. Umarýz bu kitap, eksiðiyle de gediðiyle de olsa, araþtýrmacýlarý bu tür çalýþmalar yapmaya yöneltebilir. Kitap mý yoksa sözde kitap mý olduðunu bu biçimde anlamýþ oluruz...
Kaynakça
Brown, H. I. (1993). A theory-laden observation can test the theory. The British Journal for the Philosophy of Science, 44(3), 555-559.
Geertz, C. (2001). Gerçeðin ardýndan: Bir antropoloðun gözünden iki Ýslâm ülkesinin son kýrk yýlý. Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý.
Gezgin, U. B. (baskýda). Biliþsel bilimler elkitabý. Ankara: Nobel. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=344&Itemid=28
Gezgin, U. B. (2005b). Aaa! bu burç sayfasýnda yazanlar, tam beni anlatýyor! ya da Barnum Etkisi üzerine. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=14&Itemid=28
Hauser, L. (2006). Behaviorism. The Internet Encyclopedia of Philosophy. http://www.iep.utm.edu/b/behavior.htm
Martinson, B. C., Anderson, M. S. ve de Vries, R. (2005). Scientists behaving badly. Nature, 435, 737-738.
Wikipedia. (06/23/2006). Ptolemy. http://en.wikipedia.org/wiki/Ptolemy
Wynn, C. M. ve Wiggins, A. W. (2005). Yanlýþ yönde kuantum sýçramalar: Gerçek bilim nerede biter ve sözdebilim nerede baþlar? (çev. Aykut Kence). Ankara: TÜBÝTAK. http://www.kitap.tubitak.gov.tr/k202.html
Ziff, P. (1958). About behaviourism. Analysis, 18(6), 132-136.
---------------------------------
[i] Kitapta, ayný biçimde, Poppergil bilim felsefelerinin korkulu düþü Duhem-Quine Savý da bir kez olsun anýlmýyor. Konuya giriþ için þu çalýþmaya bakýlabilir: Brown, 1993.
[ii] Yazarlarýn bu görüþüne katýldýðýmýzdan, bundan sonra kaleme alacaðýmýz yazýlarda, UFO kýsaltmasý yerine, AGG (açýklanmamýþ gökyüzü görünüþleri) kullanýlacaktýr.
[iii] Ayný ABDcilikle, ABD eyaletlerinden ve kentlerinden bir sürü örnek verip ABDnin haritasýný kitaplarýnýn sonuna koymayanlara da sýk sýk rastlanmakta. Çünkü herkesin ABD eyaletlerini ve kentlerini bildiðini varsayýyorlar.
[iv] Ýngilizceyi de içermek üzere birçok Avrupa dilinde, neurology ve neuroscience ayrý anlamlara sahip. Türkçede ise, ikisi için de ayný sözcük kullanýlýyor: sinirbilim. Oysa, birincisi, özel olarak, sinirsel sayrýlýklarla ilgilenirken; ikincisi, daha betimleyici düzeyde sinirsel yapýlarý ve sinirsel süreçleri inceliyor. Bu ayrýmýn verilmesinin gerekli olduðu durumlarda, ilki için sinirsayrýlýkbilim ve ikincisi için sinirbilim sözcüklerini kullanmayý yeðlemekteyiz.
[v] Günümüzdeki burç düzeni, Batlamyusun (yk. Ý.S. 90- yk. 168) Tetrabiblos adlý yapýtýna dayanmaktadýr (bkz. Wikipedia).
[vi] Barnum Etkisi üstüne 2005te Türkiyede yapýlmýþ bir çalýþma için bkz. Gezgin, 2005.
[vii] Bölümün baþýnda yapýlan önalýntý þöyle: Bir medyum diðerine ne demiþ? Sen iyisin, ben nasýlým? (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 133). Bu önalýntýnýn anlamsýz bir önalýntý olduðunu ya da Yazarlarýn bilgisizliðini yansýttýðýný düþünmekteyiz. Çünkü bu önalýntýnýn aslý, yansýbilim (psikoloji) alanýndadýr: Bir davranýþçý, bir davranýþçýya sen iyisin, ben nasýlým? diye sorar. (Ziff, 1958). Bunun baþka sürümleri de bulunmaktadýr: Ýki davranýþçý seviþtikten sonra, biri ötekine, sen iyiydin, ben nasýldým? diye sorar (Hauser, 2006). Bu kýsa anlatýyla ne söylenmektedir? Davranýþçýlarýn insana iliþkin herþeyi Uyaran-Karþýlýk zincirleriyle deðerlendirmeleri, herþeyi gözlemlenebilir davranýþa indirgemeleri ve insandaki biliþsel yapýlarý yoksaymalarý hicvedilmektedir. Ýnsan, iyi olup olmadýðýný, içebakýþla deðil, kendini gözlemleyen biri yardýmýyla öðrenmektedir. Peki medyumlarýn konuyla ne ilgisi var? Medyumlar, içebakýþý yadsýyýp yalnýzca gözlemlenebilir davranýþlara
odaklanmýyorlar ki...
******************************************
Bilimsel Acidan ‘UFO’lar, Beden Disi Deneyimler, ‘Astroloji’, Yaratiliscilik ve Duyu Disi Algilama
ya da
‘Yanlis Yonde Kuantum Sicramalar: Gercek Bilim Nerede Biter ve Sozdebilim Nerede Baslar?’ Uzerine
-Bu yazi, Gokhan Ayyuce’ye ve Deniz Ayyuce’ye armaganimdir-
Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD / 23.06.2006
E-posta yerlegi: ulas at teori.org
Ag sayfasi: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=360&Ýtemid=28
Charles M. Wynn ve Arthur W. Wigginsin yazdigi, Aykut Kence tarafindan Turkceye kazandirilan ve Sidney Harrisin cizgileriyle TUBÝTAK tarafindan basilan Yanlis Yonde Kuantum Sicramalar: Gercek Bilim Nerede Biter ve Sozdebilim Nerede Baslar? adli kitap, gunumuzde oldukca yayginlasan uzaylilar, telepati vb. gibi tartismalara bilimsel bir acidan yaklasiyor; bir yandan, asagida gosterilecegi gibi, kimi noktalarda yuzeysel aciklamalarla yetinirken, baska noktalarda ise, doyurucu bilimsel aciklamalar getiriyor. Ýcerige girmeden once, kitabin adinin pek de icini yansitmadigini belirtmekte yarar goruyoruz. Kitap, kuantumla ilgili degil, bu yazinin basliginda siraladigimiz gibi, UFOlar, beden disi deneyimler, astroloji, yaratiliscilik ve duyu disi algilama ile ilgili.
Kitap, ABD’de uzaylilara inanan bir obek insanin toplu ozkiyimiyla aciliyor. Bu insanlar, bir kuyrukluyildizda onlari bekleyen bir uzay gemisi olduguna inaniyorlardi. Teleskopla baktiklarinda, gemiyi goremediler. Teleskobun iyi gosteremedigi dusunerek, teleskobu bir yana atip ayni goruslerini surdurduler. Kitapta, bu ve benzeri dusunsel sabitliklere ‘inanc inadi’ adi veriliyor. Ote yandan, kitapta, bu inanislar, bilimsel bakisla keskin bir ayrilik icerisindeymis gibi gosteriliyor. Gercekte, kitap boyunca, yazarlar, bilimin ulkusel (ideal) durumunu, bilimin su anki durumuymus gibi gosterip Popper’gil bir yanlisa dusuyorlar. Oysa, Gezgin (baskida)’da da cesitli orneklerle dile getirildigi gibi, bilimciler arasinda da cesitli ‘inanc inadi’ ornekleri bulunmaktadir. Bunlarin en unlu ornegi, Chomsky’dir. Bir tur icebakis olan ‘anadil konusurunun sezgisi’ yontemi ile masa basinda dilbilim yapan Chomsky, yarim yuzyildir, disarida dilbilim verisi toplayanlarla dalga gecmektedir.
Ona gore, anadil konusurunun sezgisi (sanki herkesin sezgileri ayni olacakmis gibi), disarida veri toplamaktan daha guvenilir bir yontemdir.
Kaldi ki, yeni cag tarikatcilarina yonelik para elestirisi, diger bir deyisle, yeni cag tarikatcilarinin tecimsel (ticari) kazanc saglamakliklari, bilimciler arasinda hic gorulmeyen bir olgu degildir. Burada, uzun bir alinti yapalim:
“Dunya, ne yazik ki, dolandirici kayniyor. Genleriyle oynanmis urunleri yiyip yemedigimizi bilemedigimiz gibi, ayni bicimde, bilimsel arastirmalarin sonuclariyla oynanip oynanmadigini da bilemiyoruz. Amerikan bilimciligi, Amerika’da cikmis olmakla birlikte, dunyanin dort bir yaninda yer etmistir. Arastirmacilarin ayliklarini ve demek ki gecimlerini bilimsel dergilerde yayinlatabildikleri makalelere ipotek eden Amerikan bilimciligi, gercekte, bilimin olumune yol acmistir. Neden? Cunku arastirmacilar, Amerikan universite duzenine gore, makale yayinlatamadiklarinda, islerine son verilmektedir. Yumusak universite duzenlerinde ise, makale yayinlatamadiklarinda, akademik yukseltme alamamaktadirlar. Boyle olunca, arastirmacilar da, her mantikli insanin dusunebilecegi gibi, birtakim sahtekarliklar yapmaktadirlar. Elde ettikleri verilerle oynayarak, bilimsel dergilerde yayinlanabilecek turden veriler uydurmaktadirlar. 9 Haziran 2005’te Nature Dergisi’nde yayinlanan bir raporda,
adsiz olarak yapilan bir arastirmada, arastirmaya katilan dirimsel-tip (bio-medikal) bilimcilerin ucte birinin veriler uzerinde sahtekarlik yaptiginin ortaya ciktigi belirtilmektedir. Bu bilimcilerin % 15’i, fon veren kurumun baskilariyla, arastirmalarinin yontemini ve bulgularini degistirdiklerini belirtmektedir. Bu bulgular, coktan beridir, cesitli ortamlarda dile getirilen sikintilari gozler onune sermektedir. Amerikan fonlama anlayisi nedeniyle, bilim insanlari, bilim degil yalan uretmeye zorlanmaktadirlar ve daha acisi, bilimsel dergilerde yayinlananlarin hangilerinin yalan oldugunu ve ne kadarinin yalan oldugunu bilemiyoruz. Bu arastirmanin sonuclari, Dizelge 1’de ozetlenmektedir: (Burada sayilmayan sahtekarliktan biri de, hakemli dergilerin hakemlerinin henuz yayinlanmamis bir makaledeki gorusleri calip o gorusleri ilk kendisi ortaya atmis gibi gostermesidir. Bu tur olaylarin sayisi, hic de az degildir. Bilimcileri yarismaci olarak goren bir akademik dunyada, baska
turlusu de beklenemezdi.)
1. Veri uydurmak
% 0.3
2. Katilimci secme kosullarini dikkate almamak
% 0.3
3. Arastirmanin sonuclarina gore urun gelistiren sirketlerle baglantisini gizlemek
% 0.3
4. Ogrencilerle, katilimcilarla ve musterilerle kusku uyandiran iliskilerde bulunmak
% 1.4
5. Ýzin almadan ya da adini anmadan baskasinin dusuncelerini kullanmak
% 1.4
6. Arastirmayla ilgili gizli kalmasi gereken kisisel bilgileri aciklamak
% 1.7
7. Daha onceki arastirmalariyla celisen verileri sunmamak
% 6.0
8. Katilimci secmede daha az onemli ozellikleri dikkate almamak
% 7.6
9. Baskalarinin hatali verilerini ve kusku verici yorumlamalarini gormezden gelmek
% 12.5
10. Fon veren kurumun baskilariyla, arastirmanin yontemini ve bulgularini degistirmek
% 15.5
11. Ayni veriyi ya da bulgulari iki ya da daha fazla yayinda bastirmak
% 4.7
12. Makale yazarliklarini uygunsuz bir bicimde dagitmak
% 10.0
13. Makalelerde ya da onerilerde, yontemin ya da sonuclarin ayrintilarini bilincli olarak koymamak
% 10.8
14. Yetersiz ya da uygun olmayan arastirma desenleri kullanmak
% 13.5
15. Ýcinden gelen sese dayanarak, gozlemleri ya da verileri, cozumlemeden cikarmak
% 15.3
16. Arastirmalarla ilgili yetersiz kayit tutmak
% 27.5
Dizelge 1. (Ad Verilmeden Yapilan Bir Arastirmada) Asagidaki Davranislari Sergilediklerini Belirten Bilimcilerin Yuzdeleri (Katilimci Sayisi= 3,247).
Kaynak: Martinson, Anderson ve de Vries (2005).” (Gezgin, baskida, ‘Bilissel Bilimlerden Once Bilimle ve Bilim Felsefesiyle Hesaplasmak’ adli 5. Bolum).
Dolayisiyla, kitap, bilime oldukca eski, Popper’dan daha ilerisini (ozellikle Kuhn, Lakatos ve elbette Feyerabend) irdelemeyen bir bilim felsefesinden bakiyor. Boyle olunca, Popper’a yoneltilen hemen hemen tum elestiriler, az sonra da gorecegimiz gibi, bu kitaba da yoneltilebilir oluyor. Ancak, bu kitap, baska ulkelerde degil de Turkiye’de coksatar olursa hic sasirmayacagiz, cunku Turkiye’de, Feyerabend’la -olumlu olsun olumsuz olsun- hesaplasmis olma ya da hesaplasmakta olma niteligi tasiyan tek bir bilim dergisi bile cikmamakta.
Kitabin basligi, oldukca Popper’gil: Gercek bilim ile sozdebilim arasina sinir cekmek amaclaniyor. Bu ayrimi temelde, su bicimde yapiyor: Bilim, kesin inanclara dayanmaz; sozdebilim ise dayanir. Boyle bir bakis, gerekcelendirme yapildigi surece, kabul edilebilir olabilir. Ancak, bilim felsefesi yazini, 1950’lerde Popper’la birlikte bitmiyor ki; asil tartismalar o noktada basliyor. Felsefel acidan bakarak, “Bilim, kesin inanclara dayanmaz; sozdebilim ise dayanir.” sozunun bir ‘kesin inanc’ oldugunu ileri surerken, hangisi bilim, hangisi sozdebilim olacak? Demek ki sorun, sinir koyma degil, temellendirme sorunudur.[i]
Kitap, Kuhn’gil ‘bilimsel topluluk’ kavramindan da habersiz. Saniyoruz tam da bu nedenle, kitapta su tumceye rastlayabiliyoruz: “Bilimde dogrular, en cok oyu hangi hipotezin aldigi meselesi degil, hangi hipotezin ongorulerinin deney sonuclari ile uyum icinde oldugu meselesidir” (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 108).
Kitapta, UFO’lara inananlarla ilgili soyle bir tumce var: “Aslinda, bu kisiler “gormeseydim inanmazdim” deyisini “inanmasaydim gormezdim”e ceviriler [yayincinin yanlisi] ya da Talmud’da yazildigi gibi: Olaylari olduklari gibi gormeyiz, oldugumuz gibi goruruz” (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 6). Bu tumcenin, eski ve artik yanlis oldugu ortaya cikarilmis bir bilim anlayisina dayandigini dusunmekteyiz. Bilimciler de, “inanmasaydim gormezdim” ornekleri sergilerler: Bir davranisci, insana baktiginda, kosullama etkinlikleriyle egitilebilir bir varlik gorur; bir bilisselci ise, insana baktiginda, bilgisayara benzeyen bir varlik gorebilir. Bir sinirbilimci ise, insana baktiginda, denetli (controlled) ve ozerk (autonomous) dizgelerden olusan bir uzuvluk (organism) gorur. Bir toplumbilimci baktiginda, aclik gorur, yoksulluk gorur, gonenc ve varsillik gorur vb. Dolayisiyla, kitap, ham gercekcilik, diger bir deyisle, “bilim, gercekleri anlatir” bicimindeki yanlis dusunceye
dayaniyor. Oyle olsaydi, Newton’la Einstein’in ve cagdas fizikcilerin kuramlarinin ozdes olmasini beklemeliydik. Ama Turkiye’de bilimciler arasinda bu ham gercekcilik genel kabul gordugunden –elbette boyle bakmayan bilimciler de bulunmaktadir-, kitabin bu bolumunun cok begenileceginden eminiz.
Kitapta, saniyoruz, akici olma kaygisiyla, adi anilmadan, unlu Heisenberg Ýlkesine giriliyor:
“Atomalti parcaciklari alaninda (kuantum alani), bireysel atomalti parcaciklari bazi niteliklerini (konum ve hiz gibi) gozlenene kadar kazanmazlar. Diger bir deyisle, atomalti parcaciklar gozlemciler onlari olcene kadar belirli bir bicimde var olamazlar. Ucuk ve acayip izlenimi verse de, bu kuantum tuhafligi, acimasiz sinavlardan defalarca gecerek dogrulanmistir.
Bazi insanlar, bu sinamalari yanlis yorumlamislardir. Normal cisimler en sonunda atomalti parcaciklardan olusmalari nedeniyle, var olabilmeleri icin olagan seyler once gozlenmelidirler. Bu sonuc yanlis yonde bir kuantum sicramasidir, zira bir butunun ozellikleri, onu olusturan parcalarin ozellikleri ile ayni degildir.
Kuantum kuramini, sadece, atomalti parcaciklarina ne oldugu ilgilendirir. Tek tek atomalti olaylarin duzeyindeki kuantum etkileri makroskopik duzeyde ortalanirlar. Hic kimse gozlemese bile Ay, Dunya’nin cevresinde donmeye devam eder. Bilim, nesnel gerceklik uzerindeki iddiasini surdurur.
Bu parcaciklarin gozlenene kadar bazi niteliklerini kazanmadiklari bulusunun yanlis bir yorumu da, “nihai gercekligin gozlemcinin zihninde” oldugu ya da “dusuncelerin herseyin olmasini sagladigi” seklindeki yorumdur. Bu yorumlara ait dusuncelerin hicbiri kuantum kuramindan elde edilemez. Bu kuram, insan bilinci ya da zihinsel surecler konusunda hicbir sey soylemez” (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 21-22).
Birincisi, yazarlarin, “[h]ic kimse gozlemese bile Ay, Dunya’nin cevresinde donmeye devam eder” cikarsamasi da “kuantum kuramindan elde edilemez”. Yukarida elestirilen cikarsama yontemini Yazarlar’in kendileri de kullanmaktadir. Ustelik, Yazarlar’in, ““nihai gercekligin gozlemcinin zihninde” oldugu” yonundeki goruse karsi cikislari, olumden donme deneyimlerini ele aldiklari V. Bolum’deki su tumceleriyle celismektedir:
“Zihnin gizemleri coktur. Bildigimiz, algiladigimiz ya da duyumsadigimiz her sey, beynimizi olusturan bir sinir aginin icinde bilinir, algilanir ya da duyumsanir. Beyin aldatilabilir. Ornegin, dussel kol ve bacak olayini ele alalim. Bir kolu ya da bacagi kesilmis kimseler kol ve bacak yerindeymiscesine, duyumsama (aci, vs.) deneyimini (beyinlerinde) yasamaya devam ederler. Bir kimse “her sey beynimizdedir” dedigi zaman dogru soyluyor olabilir. Disarida gerceklesiyor gibi gorunen seyler, gercekte beynimizde oluyor olabilir”- altini biz cizdik (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 67-68).
Kitap, yukarida da goruldugu gibi, “duyularimiz yaniltici olabildigine gore, duyularimizla nasil guvenilir bilgi elde edebiliriz?” ve “aklimiz yanilabildigine gore, aklimizla nasil guvenilir bilgi elde edebiliriz?” gibi temel bilgikurami sorularini yanitlanmis sayiyor; oysa, kitabin once bu sorulari yanitlamasi gerekiyor. Atomalti konusuna gelirsek, Gezgin (baskida)’da bu konuda sunlar soyleniyor:
“Bilimle ilgili geleneksel bakis, bilimin yargilarinin kesin oldugu yonundedir. Oysa, bu bakis, 20. yuzyilin ilk yarisinin sonlarindan sonra, birakilmis bir bakistir. Bunun birakilmasi da bir yanlis anlamadan ileri gelmistir: Heisenberg’in belirsizlik ilkesinin ve genelde nicem (quantum) fiziginin kesin bilimsel bilgi savini cope attigi ileri surulmustur. Bunu ileri surenler, ya cagdaslik sonrasici (post-modernist) ya da dinci dusunurlerdir –ya da her ikisi birden. Ozellikle dinciler, bu gorusu, bilimin tumuyle coktugune kanit olarak gostermekte ve dinin herseyi acikladigini savlamaktadirlar. Bu iki turden dusunure gore, doga, coklu degerlere sahip olan bulanik mantikla islemektedir. Bu dusunurler ya iyi niyetli olarak yanilmaktadirlar ya da kotu niyetlidirler: Bulanik mantik da bir mantik turudur. Kesin bilgi vermeyi amaclamayan cok sayida bilim bulunmaktadir. Sozgelimi, bir ulkede 0.6 olasilikla deprem olacagini soylersek, bilim disina cikmis olmayiz. Cunku bir olasilik
degeri vermis oluruz. Olasilik degeri ise, bilimin ta kendisidir. Ayni bicimde, bir atomalti parcaciginin nerede oldugunu kestirememekle, su kadar olasilikla surada, bu kadar olasilikla burada oldugunu kestirebiliyor olmak, farkli seylerdir. Bilim, ikincisini yapabilmektedir. Dolayisiyla, nicem fizigi ve bulanik mantik, bilimle celismemektedir. Geleneksel bilim, bu sinavda kendini yenilemistir. Kaldi ki, bu iki tur dusunurun gorusleri dogru olsaydi, iki tur sorunla karsilasilacakti: Birincisi, bu gorusler, insanda az cok olan ozgur istenci atomalti parcaciklardaki seckisiz hareketlere bagladiklarinda, bir sorun ortaya cikiyor; cunku bu gorusler, atomlar arasinda bir uzmanlasma ayrimi yapmiyor. Oysa bir sinir hucresiyle bir beyin hucresinin islevleri farkli. Ýkincisi, madem ki, evren, dedikleri gibi, belirsiz bir yapi, yasamamizdaki bu kadar duzenliligi nasil aciklayacaklar?
Hatta denebilir ki, Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, bizim olcum kilgibilgimizin (teknoloji) yetersizliginden ileri geliyor. “Dogada, atomalti duzeyinde bile belirsizlik yok, ama simdilik atomalti duzeyindeki belirlilikleri olcecek araclar yetersiz.” diyebiliriz” (Gezgin, baskida, ‘Sonuc: Yorumlar, Elestiriler, Yanitlar’ baslikli 10. Bolum).
Kitapta, doga bilimleri-insan bilimleri ayrimi yapiliyor ve bu ikisinin 5 noktada ayrildiklari belirtiliyor (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 23-25). Sonrasinda kitapta ‘Sozdebilimin bes buyuk dusuncesi’ olarak adlandirilan asagidaki 5 konuya birer bolum ayriliyor:
1. UFO’lar ve uzaylilarca adam kacirmalar,
2. Yildizlara isinlanma gibi olagandisi beden-disi deneyimler, olumden donme deneyimleri, ruhlar ve hayaletler gibi VARLÝKLAR
3. Astroloji
4. Yaratiliscilik
5. ESP ve psikokinez gibi olagandisi gucler (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 40).
ÝV. Bolumde, UFOlarla ilgili cesitli anlatimlar ele alinip algi yanilmalari aciklaniyor. Yazarlarin UFO (unidentified flying objects, kimligi belirlenemeyen ucan nesneler sozuyle ilgili oldukca yerinde bir elestirileri ve onerileri var:
“UFO’nun, yabanci uzay gemisi ile es anlama gelmis olmamasi gariptir, cunku eger bir nesne teshis edilmisse, artik “kimligi belirlenemeyen” ucan nesne olmaz! Dahasi, gokyuzundeki kaynagi belirsiz isiklar oldugu anlasilan garip goruntuler, “nesne”lerin gorunusu degildir. Bu isiklar hareket etmelerine karsin, kesinlikle ucmamaktadirlar. Bu nedenle, kimligi belirlenmemis ucan nesnelerin (UFO), aciklanmamis gokyuzu gorunusleri (Unexplained Aerial Appearance, UAA) ile degistirilmesi onerilmistir, zira sonraki terim insanlarin aklina, orada bulunmamasi gereken onyargili gorusler koymamaktadir” (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 43-44).[ii]
Yazarlar, ‘Kadim Astronotlar’ altbasligi altinda, birkac bolumcede, Erich von Däniken’in goruslerini, ‘Uzaylilar Tarafindan Adam Kacirmalar’ altbasligi altinda ise, altbasliktan da anlasilabilecegi gibi, uzaylilar tarafindan kacirildiklarini ileri suren insanlarin oykulerini ele aliyorlar. Bunlarin yaygin kabul gorurlukleri dusunuldugunde, insanin aklina, “bu savlar, yalnizca birkac satir ayiracak denli onemsiz mi?” sorusu geliyor.
Yazarlarin konuyla ilgili onemli bir saptamasi su: Uzaylilarin kacirmasi oykuleri, uzaylilarla ilgili filmlerin yayginlasmasiyla ortaya cikiyor. Yazarlar, gunumuz insaninin Gizli Dosyalar (X-Files) gibi sozdebilim dizileriyle bombardimana tutulmasindan yakiniyor (ben de Turkiye ozelinde, bu yakinmaya, Sir Kapisi turu ilahi adalet tuccarligini ekleyecegim). Yazarlarin soylediklerine ek olarak sunu da soyleyelim: Neyse ki, Kanit Pesinde (Crime Scene Ýnvestigation) gibi diziler de var.
Ote yandan, uzayli denencesi (hipotezi) ile ilgili, son derece basarisiz bir aciklama getiriyorlar:
UFO hipotezleri, karsi kanitlar olmadan, iyice sinanmis bilimsel hipotezleri terk etmeyi gerektirirler. Uzayli yaratiklar son derece uzun omurleri olmadikca, insanlari kacirmak icin cok cok uzak gezegenlere gidis gelislerin olaganustu bir hizla gerceklesmesi gerekmektedir, o kadar hizli ki, uzay gemisinin isik hizindan daha buyuk bir hizla yol almis olmasi bile gerekebilir (saniyede 186.000 mil). Ýsik hizindan daha buyuk hizlar, Einsteinin iyice sinanmis gorecelik kuramini cignemekte ve bildigimiz fizik yasalariyla da catismaktadir.
Dahasi, uzay yolculugu cok buyuk enerji giderini de gerektirmektedir. Einstein’in ozel gorecelik kurami, isik hizina yakin bir hizla yolculuk yapan bir nesnenin, nesne ile birlikte yol almayan bir gozlemciye gore daha da irilesecegini soyler. Buyuyen kitle dolayisiyla, nesneyi hizlandirmak icin daha fazla guce gereksinim vardir. Daha fazla guc daha fazla yakit demektir ki, bu da total kitleyi artirir ve bu boylece gider. Bu da, isik hizinin yuzde yetmisi bir hizla yol alan 10 kisilik bir uzay gemisinin, butun bir yil boyunca ABD’de tuketilen enerjinin milyonlarca kati gerektirecegi anlamina gelir. Dahasi, bu tip yolculuklar icin gereken itici guc sistemleri, gunumuze kadar gelistirilmis herhangi bir sistemden cok daha fazla etkili olmak zorunda olacaktir.
Ortaya cikan bir baska gucluk ise yon ve harekette UFOlara atfedilen ani degisiklikler, bilinen hava araclari tarafindan yapilmasi mumkun olmayan manevralardir. Ýnsanlar ancak sinirli bir hizlanmaya dayanabilir ve islevlerini surdururler. Bildirilen bazi manevralar, kacirilan insanlari corba kivaminda bir maddeye cevirir, onlari, muayeneye hic uygun olmayan duruma getirir, dunyaya donme kapasiteleri ise cok daha az olurdu- altini biz cizdik (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 56-58).
Bir kere, uzaylilar varlarsa, Dunya’ya gelebilmeleri icin insansoyunun sahip oldugundan daha ileri bir kilgibilgisi ve fizik bilimine sahip olmalari beklenir. Oysa, Yazarlar, her nedense, ‘uzaylilar’a insanin kendi gelismislik duzeyinden daha ustunu yuklemeyip, “fizigin kurallarina gore bu, olanaksiz” diyorlar! Simdiye kadarki, Popper’gil yaklasimlarini burada da sergileseler, soyle demeleri beklenirdi: “Varolan kilgibilgisi ve fizik bilgisi ile, uzaylilarin Dunya’ya gelmesi olanaksiz ama yarin bu ikisi, su an ongoremedigimiz kadar ilerleyebilir. Bilim, kendini yenileyen bir kurumdur; Einstein, fizigi Newton’dan; Newton da Aristo’dan devraldi. Aristo zamaninda nasil ki Newton’gil bir fizik dusunulemezdi; ayni bicimde, Einstein fizigini asla gecersizlesmeyecek bir kesin yargi olarak degerlendirmek, bilimselligin disina cikmak anlamina gelir. Aristo’nun zamaninda insanlar ucamiyorlardi; bir insanin Hellas’a ucarak inebilecegi kesinlikle beklenmiyordu. Biz de, uzaylilarla
ilgili dusunurken, Aristo zamanindaki bu insan, asla ucamayacak gorusune saplanip kalmis olmayalim? Ustelik, Gunes Dizgesinin disina bir tane bile insan cikamamisken, bu dunyada ve dunyadan sinanmis fizik kurallarini evrensel sayma kibri nereden ileri geliyor? Yoksa, yoksanirken yine de bilincaltina yerlesmis Ýsaci Dunya-Ozekci (Merkezci) safsatadan mi? Dunya, Evrenin ozegi ve Dunyada gecerli hersey, Evrende de gecerlidir gorusu mu varsayiliyor? Asil fizik, insansoyu, Gunes Dizgesinin disina cikmaya basladiginda yapilacak.
Bir de alti cizili yere bakalim: Yazarlar, buyuk bir pot kirip uzay gemisi yakitini, ABD’de harcanan enerjiyle karsilastiriyorlar. Bunun iki nedeni olabilir: Ya ABD’li okuru ve Dunya’da bir bicimde kendini ABD’yle iliskilendiren okuru hedefliyorlar ve diger okurlar Onlar icin onemli degil; ya da uzaylilar ve kiyamet izlekli ABD filmlerinden, ayirdinda olmadan etkilenmisler. Dunya’ya ya da tek tek anakaralara yapilan vurgunun, bilim insanlarinin dunya yurttasligi ulkusune daha uygun olacagini dusunmekteyiz. Ornegin, bunun yerine, tuketilecek yakit, tum Kuzey Amerika anakarasinda ya da baska bir anakarada tuketilen enerjiyle karsilastirilabilirdi.[iii]
Sonuc olarak, Yazarlar’in bu uzayli aciklamalarinin su bicimde yeniden cercevelenmesi gerektigini dusunmekteyiz: “Uzaylilarin, Dunya’ya gelebiliyor olmasi icin, fizik ve kilgibilgisi acisindan, su su su kosullarin karsilanmasi gerekir...”
‘Beden Disi Deneyimler ve Varliklar’ adli V. Bolum’de, hayaletlerle ilgili cesitli sahtekarlik ornekleri siralaniyor. Kitap, olumden donme deneyimine sinirsel-kimyasal aciklamalar getiriyor ve cesitli uyusturucularin da ucma ve ‘ruhunu bedeninden ayri duyumsama’ gibi deneyimlere yolactigini belirtiyor. Oysa, sinirsel-kimyasal aciklamalar, sinirsel-kimyasal aciklama yapmadan da bir insanin yasamakta oldugunu anliyor olusumuz orneginde oldugu gibi, olumden donme deneyimlerinin varolup olmadigini gostermez. Hepimizin dunyayi belli bir bicimde goruyor olusumuz, bu dunyanin disinda bir dunya olmadigini gostermez. Hepimiz, sanrilayici (hallucinative) deneyimlere dogal olarak sahip olsaydik, hangisinin ‘gercek’ dunya oldugunu anlayamayacaktik. Dunyanin belli bir bicimde varoldugunu koyutlama (postulation) olcutunun cogunlugun oydasmasi (consensus) oldugunu animsayalim.
Olumden donme deneyimlerine bilimsel bir bakis, bize gore, soyle olurdu: Acaba beynin hangi bolgeleri insanin kendisini bedenli olarak algilamasindan sorumlu? Kalbin durdugu durumlarda, beynin bu bolgeleri islemez duruma mi geliyor? Boyle bir bolge ya da yolak (path) varsa, bunlarla ilgili sinirsayrilikbilimsel (neurological)[iv] ornek-olaylar (vaka; case) olabilir. Bunlar, incelenebilir. Ayrica, kalbi duran hastalarin beyinleri goruntulenebilir.
VÝ. Bolumde, astroloji ve diger fal turleri ele aliniyor. Diger bircok altbolumde oldugu gibi, kitap, el falini da birkac yuzeysel satirla gecistiriyor. Bu yonuyle, kitap, bilimin sozdebilime yaniti olmaktan cikiyor ve bilimin sozdebilimi aciklamakta basarisiz oldugu havasini veriyor. Yine de, bolumde, astrolojiye yonelik onemli elestiriler bulunmakta:
“Cogu astrolog, onceden var olan inanc sistemlerine yapismistir. Astroloji ilk ortaya atildigi zaman, gezegenimizin evrenin merkezi oldugu dusunuluyordu. O zamandan beri, bilimsel yontemin asirlarca uygulanmasinin sonucu olarak, astronomi bu perspektiften vazgecmistir. Dahasi, astrolojinin ilk gunlerinden bu yana, kimi ek gezegen (Uranus, Neptun, Pluto) ve gezegenlere bagli aylar kesfedilmistir. Bu cisimlerin insanlarin kisilikleri uzerindeki “astrolojik etkileri”, en gayretli astrologlar disinda tum astrologlarca goz ardi edilmistir.
Ustelik, gecen 2000 yil icinde, Dunya’nin donme ekseni oyle bir yon degistirmistir ki Zodyak’taki burclar, Tetrabiblosta tanimlanan ilk konumlarina gore 30 derece batiya kaymistir. Astrolojik hesaplamalarda, bu kayma icin duzeltme yapilmamistir. Diger bir deyisle, ilk caglarda adlandirilan Zodyak’a ait takimyildizlar, artik burclari tarafindan temsil edilen Zodyak’in bolumlerine karsilik gelmiyorlar. Dort bin yil oncesinde, gece ve gunduzun esit oldugu 21 Mart’taki bahar ekinoksunda Gunes boga takimyildizindaydi; 2000 yil once Koc burcundaydi; bugun ise Balik’tadir. Donus ekseninin degismesi, yalniz Gunes’in burclarini degil, fakat astrolojik dogum cizelgesinin diger yonlerini de etkiler: Ay’in burcu, gezegen burclari, yukselen burc ve evler uzerindeki etkiler.
Eski Yunan Tanrilarinin kisilikleri, gezegen isimleri ve bireysel insan ozellikleri arasindaki bag icin hicbir aciklama getirilmemistir. Ustelik dogum aninin onemi hakkinda onemli olan nedir? Bu bebegin basinin ilk kez gorundugu zaman olarak mi tanimlanmistir? Dogurmanin suresine bagli midir? Sezaryen kesimine ne demelidir? Ana rahmine dusme ani daha iyi olur muydu? Annenin sagligi, dogum yapilan yerin cesitli yonleri diger baslangic kosullarina ne demeli? Ve yapay dollenmeden ya da insanlari klonlama olasiligindan ne haber? (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 102-103).[v]
Kitapta, ‘astroloji’nin Popper’gil anlamiyla yanlislanamaz oldugu, diger bir deyisle, sinanabilir ongoruler sunmadigi soyleniyor (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 104). Biz buna katilmiyoruz. Bilimsel temeli olsa da olmasa da, ‘astroloji’, kisilik yapilari ve gundelik yasamla ilgili ongorulerde bulunuyor. Sonucta, ‘astroloji’nin hangi ongorulerinin tutup hangilerinin tutmadigi uzerinden sayilama (istatistik) calismasi yapilabilir. Kitap, sonrasinda, bu noktaya degil de, burclarin inandiriciligi noktasina odaklaniyor. Bu nokta uzerinden, ‘Barnum Etkisi’ni icermek uzere cesitli deneyler aniliyor.[vi]
VÝÝ. Bolumde, Yaratiliscilik Denencesi ele aliniyor. Ozellikle Nuh Tufaniyla ilgili tartisma, dikkat cekici. Kitapta, Tufan anlatilari, her canlidan bir cift tasidigi ileri surulen geminin yapisal ozellikleri cercevesinde elestiriliyor. Kitap, hic bir sey icin olmasa bile, bu elestiri nedeniyle okunmaya deger (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 119-122). Yine de, bu aciklamalarin, bilimsel aciklamalarda oldugu gibi, ileriye donuk degil, geriye donuk oldugu unutulmamalidir. Olagan kosullarda ongoru yapmak icin kullanilan bilimsel us, burada, tarihsel bir olayi ele almak icin kullanilmistir.
Kitap, Yerlestirilmis Kanitlar Savini karmasiklik aciklamasiyla curuttugunu ileri suruyor. Biz daha ileri gidip bu karmasiklik aciklamasini yeniden ele alalim: Ýnsan, tanriyi anmadan da evreni aciklayabiliyor. Ama yaratiliscilar, evrene tanriyi katarak, evreni karmasiklastirmakla kalmiyor, bir bilinemez daha koyuyor: tanri. Onu kim yaratti? tartismasi zincirleme sorular doguruyor ve ne Muhammedci ne de Ýsaci ulema, bu sorulara doyurucu yanit veremiyor. Dolayisiyla, bu tartisma, daha az karmasik aciklama dururken, evreni karmasiklastirmaya gerek yok biciminde bir Occamin Usturasi ornegi oluyor. Ote yandan, bilim tarihi acisindan ve Kuhn acisindan bakarsak, aciklamanin karmasikligini diger olcutlerin ustunde tutmanin bilim-otesi bir yegleyim oldugunun ayirdina variriz. Bilim tarihi boyunca, yeginlik (accuracy), tutarlilik (coherence) ve kapsama alani (scope) gibi degerlerin de, kuramlari degerlendirmede kullanilabildigini goruruz. Kaldi ki, Aristo fizigi, Einstein
fizigine gore daha yalindir ama yalinligi, onu, gercege en yakin aciklama kilmaya yetmiyor. Bilim tarihinde, en az karmasik aciklamalar yeglenseydi, kabile bilimciliginden ileri gidilemezdi herhalde. Dolayisiyla, bize gore, ‘Yerlestirilmis Kanitlar Savi’, bilimsel degil felsefel olarak cozulebilecek bir sorundur.
Bu noktada, insanbilimci Clifford Geertz’in bir arastirma anisini, yorumsuz olarak aktarmak istiyoruz:
Bu okulun kapali, ice donuk goruntusune ragmen guvensizce degil, aksine sicak karsilandim. Bunu kismen, bu okulda bir sure okumus olan ve simdi bir Ýslâm entelektueli olarak kendisinden cok sey beklenen refakatcime borcluydum. Ama daha cok meshur bir Amerikali profesorun (refakatcim oyle oldugumu tahmin etmisti) gercek Ýslâm gorulecekce gelinecek yerin burasi oldugunu farketmesindendi. Gercekten de ogrenciler hemen Amerikali ziyaretciyle, yine cok dostca davranan ogretmenleri arasinda bir tartisma ayarlamak, boylece Bati bilimiyle Musluman bilimini kapistirmak icin hareketlendiler.
Camide toplandik, ogretmenleriyle herkes ona ustat diyordu, biz de oyle diyelim- bir daire olusturmus ogrenciler, ortadaki aciklikta da ayakta duran ben. Niye geldigimi aciklayarak soze basladim. Once, genellikle ABDde devletle Muslumanlar arasindaki iliskiyle ilgili genel sorular geldi, sonra da tartisma basladi. Ustat bana Amerikali astronotlarin gercekten aya indigine inanip inanmadigimi sordu. (Aya seyahatin ikinci yildonumuydu ve Acehin gazeteleri konuyla ilgili atesli tartismalarla doluydu.) Ýnandigimi, ama Acehlilerin cogunun inanmadigini anladigimi soyledim; bu da gurultulu gulusmelere neden oldu. Ustat hicbir Muslumanin Peygamberden gelen bir gelenek, yani Nuh tufaniyla ilgili bir hadis yuzunden buna inanamayacagini soyledi. Peygamberin dunyayla ay arasinda dev bir okyanus oldugunu, tufanin kaynaginin da bu dev okyanus oldugunu soyledigi aktarilir. Eger Amerikalilar gercekten de aya gitselerdi bu okyanusta bir delik acarlardi, bu da Nuhunki gibi hepimizin
bogulacagi bir tufana yol acardi.
Buna ne diyecegimi bilemedim ve yapabildigim kadariyla Bati biliminin ayin ne oldugu, kaynagi ve niye parladigiyla ilgili aciklamasini anlattim. Verilebilecek cevaplarin en iyisi degil, ama orada ve o anda hadislerin gecerliligini sorgulamazsam iyi olacagini hissettim. Bana sonradan, Acehli veya baska bir yerden egitimli herhangi bir Musluman gibi kendisinin de Amerikalilarin aya gittigine inandigini, ama, sakayla karisik, neredeyse dalga gecerek, belki de okyanusun kenarindan dolastiklarini soyledi.
Ustat bunlardan hic etkilenmemis ve rahatsiz olmamisti. Yine gayet sakin bir sekilde (hem gercekten ogrenmeye calisan, hem de, benim de kendimi hissettigimi sandigim gibi, zaten bilen biri gibi konusuyordu), astronotlarin gercekten aya gitmis olamayacagini, cunku Peygamberin yanilmasinin imkânsiz oldugunu soyledi. Aslinda olanin, Kuran’da Nimrod’un basina gelenlerle ilgili anlatilanlara benzedigini dusunuyordu. Nimrod bir ateistti. Tanri’yi oldurmek icin goge cikmisti. (Meselenin aslini farkederek, hem bir Tanri olmadigina inandigini, hem de onu oldurmek icin goge mi ciktigini sordum ve ogrencilerden takdir belirten gulusmeler aldim.) Nimrod silahini ateslemis (aslinda okunu, ama burasi ayrinti). Tanri mermiyi yakalamis, uzerine kan surmus ve Nimrod’a geri atmis. Nimrod sonra dunyaya geri donmus ve bakin, Tanriyi oldurdum, o da olumluymus, demis. Ama aslinda Tanrinin sinirsiz gucunun ve sanirim espri anlayisinin kurbani olmus. Astronotlara da aynisi olmus. Butun
kalpleriyle ayda olduklarina inanmislar, ama aslinda orada degillermis. Butun cabalarinin bosa cikmasini istemeyen Tanri sahte bir ay yapmis ve ustune inmeleri icin bir kenara koymus.
Bu argumana karsi ne soyleyecegimi bilemedim, belki de en iyisinin bir dahaki sefere bir Muslumanin gitmesi oldugunu soyledim ve dagildik. Ulkenin kalbinin kalbine bir yolculuk yapmistim. Bati Doguyla karsilasti, Akil Ýnancla carpisti, Modernite Gelenekle yuz yuze geldi... hikâye hikâyeyi iteledi: anlatilarin carpismasi. Hicbir sey yerinden oynamadi. Gorebileceginiz hicbir sey (Geertz, 2001, s. 101-103).
VÝÝÝ. Bolumde, telepati turu konulardaki unlu sarlatanlik ornekleri siralanip bu konulari bilimsel olarak sinamak icin dikkat edilmesi gereken noktalar belirtiliyor (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 144-145).[vii] Ayni bolumde, Nostradamus, ayni adli bir altbaslik altinda ele aliniyor ve yazik ki konu, yuzeysel deginilerle gecistiriliyor; Nostradamus soylencesine inananlari -unlu felsefel sozu anarsak- dogmatik uykularindan uyandiracak yanitlar dile getirilmiyor. Yine de, en azindan, dikkate deger bir olay aniliyor: Louis de Wohl adli bir astrolog, 2. Paylasim Savasinda Almanyanin yenilecegi ongorusunde bulunan sahte Nostradamus dortlukleri yazmasi icin Ýngiltere tarafindan istihdam edilmismis! (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 147) Sonrasinda kitap, ates ustunde yurumenin nasil olanakli oldugunu bilimsel olarak acikliyor (bkz. Wynn ve Wiggins, 2005, s. 159-160).
Son olarak Yazarlar, soyle bir tumce kullaniyorlar: “Adolf Hitler’in kotuluklerine yakit olan irkci dusunceler sozdebilimin laboratuvarlarinda bicimlendirilmistir”. Bunu, bir bilimi aklama cabasi olarak degerlendiriyoruz. Naziler, gizemci ogretilerden etkilenmek disinda, son derece bilimseldiler; boyle olmasaydi, zaten dunyayi ele geciremezlerdi. 1945 oncesi Japonyasi icin de aynisi soylenebilir. Bizce, bilimsel bakis, kendisine elestirel olabilmeli, bilimin karanlik yuzunu ortaya sermekten cekinmemelidir. Bilimin sozdebilimden en temel farki, bizce, bilimdeki –herzaman basat olmayan ama hep basat olma gizilgucu tasiyan- elestiri gelenegidir.
Kitabin kaynakcasi kapsamli degil. Ote yandan, sona eklenmis olan ‘Sozdebilim Sozlugu’ bir hayli kapsamli ve bu sozlukten, aksiyomansi (“bir hayvan postuna sokuldugunda titresimleriyle sorulara yanit veren bir balta ya da satir kullanmayi gerektiren kehanet”, s. 175), insan fali (“insanlarin iclerini parcalayarak acmak ve bagirsaklarini incelemek yoluyla kehanet”, s. 176), defnomansi (“acik bir atese atilan defne dallarinin catirdamasini dinlemeyi gerektiren kehanette bulunma; catirti ne kadar buyukse, o kadar iyi bir isaret anlamina gelir”, s. 178), filorodomansi (“Eski Yunan’dan gelen ilginc bir kehanet bicimi; gullerin tac yapraklarini ele carpip, yapilacak bir isin basarisina cikan sesin yuksekligi ile karar vermeye dayanir”, s. 179), geloskopi (“bir kisinin kahkahasinin tonundan gelecegi bilme sanati”, s. 180), hipomansi (“atlarin kisnemelerinden ve tepinmelerinden bir kehanette bulunma bicimi”, s. 181), rapsodomansi (“bir siir kitabini acarak rasgele bir dize okumak
yoluyla kehanette bulunma; okunan misralarin gelecege ait bir belirti olmasi umulur”, s. 188) ve stolisomansi (“insanlarin giyim kusamlarindaki tuhafliklardan alametler cikarma”, s. 189) gibi ilginc fal turlerinin oldugunu ogreniyoruz.
Turkiye’de bu sozdebilim konularinda bilimsel calismalar yuruten arastirmaci sayisi, yok denecek kadar az. Kitapta orneklendigi gibi, bu toplumda da, arastirmaci obekleri olusturup alan calismalari yapilirsa, ulkede yukseliste olan ‘kutsal kitap’cilik ve Yeni Cag /Eski Cag tarikatlarinin onu alinabilir. Bu arastirmaci obegi, sozgelimi, yeniden dirilis savlarinin yaygin oldugu Adana ve Antakya’da incelemelerde bulunabilir. Yapilacak cok is var. Umariz bu kitap, eksigiyle de gedigiyle de olsa, arastirmacilari bu tur calismalar yapmaya yoneltebilir. Kitap mi yoksa sozde kitap mi oldugunu bu bicimde anlamis oluruz...
Kaynakca
Brown, H. Ý. (1993). A theory-laden observation can test the theory. The British Journal for the Philosophy of Science, 44(3), 555-559.
Geertz, C. (2001). Gercegin ardindan: Bir antropologun gozunden iki Ýslâm ulkesinin son kirk yili. Ýstanbul: Ýletisim Yayinlari.
Gezgin, U. B. (baskida). Bilissel bilimler elkitabi. Ankara: Nobel. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=344&Ýtemid=28
Gezgin, U. B. (2005b). “Aaa! bu burc sayfasinda yazanlar, tam beni anlatiyor!” ya da Barnum Etkisi uzerine. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=14&Ýtemid=28
Hauser, L. (2006). Behaviorism. The Ýnternet Encyclopedia of Philosophy. http://www.iep.utm.edu/b/behavior.htm
Martinson, B. C., Anderson, M. S. ve de Vries, R. (2005). Scientists behaving badly. Nature, 435, 737-738.
Wikipedia. (06/23/2006). Ptolemy. http://en.wikipedia.org/wiki/Ptolemy
Wynn, C. M. ve Wiggins, A. W. (2005). Yanlis yonde kuantum sicramalar: Gercek bilim nerede biter ve sozdebilim nerede baslar? (cev. Aykut Kence). Ankara: TUBÝTAK. http://www.kitap.tubitak.gov.tr/k202.html
Ziff, P. (1958). About behaviourism. Analysis, 18(6), 132-136.
---------------------------------
[i] Kitapta, ayný biçimde, Poppergil bilim felsefelerinin korkulu düþü Duhem-Quine Savý da bir kez olsun anýlmýyor. Konuya giriþ için þu çalýþmaya bakýlabilir: Brown, 1993.
[ii] Yazarlarýn bu görüþüne katýldýðýmýzdan, bundan sonra kaleme alacaðýmýz yazýlarda, UFO kýsaltmasý yerine, AGG (açýklanmamýþ gökyüzü görünüþleri) kullanýlacaktýr.
[iii] Ayný ABDcilikle, ABD eyaletlerinden ve kentlerinden bir sürü örnek verip ABDnin haritasýný kitaplarýnýn sonuna koymayanlara da sýk sýk rastlanmakta. Çünkü herkesin ABD eyaletlerini ve kentlerini bildiðini varsayýyorlar.
[iv] Ýngilizceyi de içermek üzere birçok Avrupa dilinde, neurology ve neuroscience ayrý anlamlara sahip. Türkçede ise, ikisi için de ayný sözcük kullanýlýyor: sinirbilim. Oysa, birincisi, özel olarak, sinirsel sayrýlýklarla ilgilenirken; ikincisi, daha betimleyici düzeyde sinirsel yapýlarý ve sinirsel süreçleri inceliyor. Bu ayrýmýn verilmesinin gerekli olduðu durumlarda, ilki için sinirsayrýlýkbilim ve ikincisi için sinirbilim sözcüklerini kullanmayý yeðlemekteyiz.
[v] Günümüzdeki burç düzeni, Batlamyusun (yk. Ý.S. 90- yk. 168) Tetrabiblos adlý yapýtýna dayanmaktadýr (bkz. Wikipedia).
[vi] Barnum Etkisi üstüne 2005te Türkiyede yapýlmýþ bir çalýþma için bkz. Gezgin, 2005.
[vii] Bölümün baþýnda yapýlan önalýntý þöyle: Bir medyum diðerine ne demiþ? Sen iyisin, ben nasýlým? (Wynn ve Wiggins, 2005, s. 133). Bu önalýntýnýn anlamsýz bir önalýntý olduðunu ya da Yazarlarýn bilgisizliðini yansýttýðýný düþünmekteyiz. Çünkü bu önalýntýnýn aslý, yansýbilim (psikoloji) alanýndadýr: Bir davranýþçý, bir davranýþçýya sen iyisin, ben nasýlým? diye sorar. (Ziff, 1958). Bunun baþka sürümleri de bulunmaktadýr: Ýki davranýþçý seviþtikten sonra, biri ötekine, sen iyiydin, ben nasýldým? diye sorar (Hauser, 2006). Bu kýsa anlatýyla ne söylenmektedir? Davranýþçýlarýn insana iliþkin herþeyi Uyaran-Karþýlýk zincirleriyle deðerlendirmeleri, herþeyi gözlemlenebilir davranýþa indirgemeleri ve insandaki biliþsel yapýlarý yoksaymalarý hicvedilmektedir. Ýnsan, iyi olup olmadýðýný, içebakýþla deðil, kendini gözlemleyen biri yardýmýyla öðrenmektedir. Peki medyumlarýn konuyla ne ilgisi var? Medyumlar, içebakýþý yadsýyýp yalnýzca gözlemlenebilir davranýþlara
odaklanmýyorlar ki...
************************************************************************
Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, bilissel bilimci/ cognitive scientist
Ag sayfasi/ Website: http://ulas.teori.org
E-posta/ E-mail: ulas at teori.org
Almanya Havuz Dergisi ve Havuz Yayinevi editoru: http://www.dergi.havuz.de
Gezgin's cognitive scientific works: http://cogprints.org/perl/user_eprints?userid=6477
Gezgin's linguistlist profile: http://cf.linguistlist.org/cfdocs/new-website/LL-WorkingDirs/people/personal/get-personal-page2.cfm?PersonID=63707
---------------------------------
Yahoo! Sports Fantasy Football ’06 - Go with the leader. Start your league today!
-------------- next part --------------
An HTML attachment was scrubbed...
URL: http://lists.kulturad.org/pipermail/bilimselhaber/attachments/20060623/3ef53bf6/attachment.htm
BilimselHaber mesaj listesiyle ilgili
daha fazla bilgi