[Discussion] Tarih Vakfindan Haberler
sule tarakcioglu
suletar@bilkent.edu.tr
Thu, 18 Dec 2003 16:02:31 -0800
STK Sempozyumu Genis Bir Katilimla Gerçeklesti
AB Uyum Süreci ve STK’lar
XIV. Sivil Toplum Kuruluslari Sempozyumu
12-13 ARALIK 2003
Sonuç Bildirgesi
STK Sempozyumlari dizisinin on dördüncüsü “AB Uyum Süreci ve STK’lar”
basligiyla 12-13 Aralik 2003 tarihlerinde 173 kurumu temsilen 299
kisinin katilimiyla ITÜ Vakfi Maçka Sosyal Tesisleri’nde yapilmistir.
Sempozyum katilimcilarinin ve konusmacilarinin ortaya koydugu görüsler
asagida özetlenmistir.
AB Uyum Süreci ve STK’lar konulu toplantinin açilis oturumunda
Türkiye’de sivil toplum kuruluslarinin hukuksal gelisimi Osmanli Dönemi,
Cumhuriyet Dönemi ve AB uyum süreci ile birlikte yasanan gelismeler
paralelinde aktarildi. Dernek ve vakiflar konusunda yasal düzenlemelerle
uygulamalar arasinda sorunlar yasandigi belirtildi.
STK’lar alaninda gerekli iletisim ve isbirligi olanaklarinin azligi,
yapilan çalismalarla ilgili raporlama eksiklikleri, vergi sorunlari,
STK’larda kamu yararinin göz ardi edilmesi gibi konularin bu alanda
ciddi problemler dogurdugu konusuldu.
Örgütlenme özgürlügünün sadece dernek ve vakiflar için degil platform,
forum, inisiyatif gibi diger taban hareketlerini de kapsamasi gerektigi
vurgulanan toplantida Türkiye’nin bu anlamda ilgili Medeni Siyasal
Haklar sözlesmesi ve AIHS gibi uluslararasi beyannamelere taraf oldugu,
esas dikkate alinmasi gerekenin insan haklarinin temel alinarak siyasi
iktidara sahip olmayan sivil halkin güçlendirilmesi oldugu belirtildi.
Örgütlenme özgürlügünün kamu otoritesi karsisindaki negatif ve pozitif
konumunun farkina varilmasi, medeni kanunun da insan haklari
perspektifinden uygulanmasi gerektigi, farkli mülkiyet haklarina dair
ayrimci uygulamalarin giderilmesinin zorunlu oldugu belirtildi.
Türkiye’de STK-devlet iliskisi disinda STK-toplum iliskisinin de önemle
üzerinde durulmasi gerektigi, STK’larin halktan uzaklasmasinin ciddi bir
problem oldugu vurgulandi.
Türkiye’de STK’lar alaninda hukuksal düzenlemelerin; özel olarak
STK’larin kurulusu, faaliyetleri, faaliyetlerini sonlandirmalari,
cezalar ve kapatilmalar ile ilgili konularin kamu hukuk dali içerisinde
düsünülmesi ve düzenlenmesi gerektigi konusulan toplantida STK’lar
alaninda hukuksal uygulamalarda Avrupa Birligi Genel Sekreterligi
tarafindan hazirlanmis olan raporda irk, etnisite, din vb. bagli
konularda STK’larin kurulmasinin önünde engeller bulundugu,
faaliyetlerin durdurulmasi gibi sorunlarin yasandigi ve bu alanda çok
fazla sayida davanin bulundugu, diğer yandan derneklerin çalismasina
dair yönetmeligin hizla düzenlendigi, vakiflara dair yeni düzenleme
yolunda tüzük tasarisi üzerinde son bir yildir çalisildigi belirtildi.
Birinci oturumda Avrupa’daki gelisim süreci aktarildi. Türkiye’de bu
sürecin hizli isledigi, bati demokrasisinde sivil toplum hareketlerinin
bireylerin dogal hakki oldugu fakat Türkiye’de devletin verdigi bir hak
olarak görüldügü, dolayisiyla Türkiye ile bati ülkelerinin sivil toplum
alanına yaklasimlarinin farkli oldugu vurgulandi.
Avrupa Birligi sürecinde Türkiye’de STK’larin lobi faaliyeti
göstermeleri, STK’larin karar alma süreçlerinde aktif rol almasi, çikar
çatismasi durumlarinda temsil gücü olan, uzmanlik sahibi ve deneyim
sahibi ilgili tüm aktörlerin fikirlerinin alinip en uygun çözümün
alinmasi gerektigi belirtildi.
Avrupa Birligi müktesebatinda STK’lar alanina yönelik olarak dogrudan
madde bulunmasa da direktifler oldugu ve bu direktifler dogrultusunda
STK’larin politika olusturma süreçlerine katilmasinin beklendigi, bu
nedenle yeni bir iletisim anlayisi ve mekanizmalarin gelistirilmesi
gerektigi, bu anlamda beyaz kitabin yol gösterici kaynaklardan biri
oldugu aktarildi.
AB sürecinde STK’larin sayisinin yani sira teknik kapasiteleri ve insan
kaynaginin da önemli oldugu belirtilen oturumda Avrupa Komisyonunun
gözlemlerine göre özellikle yerel düzeyde çalisan STK’larin
kapasitelerinin düsük oldugu, kendi kapasitelerine yönelik
degerlendirmeleri yanlis veya yetersiz yapiyor olmalari, hedef
olustururken toplumdan kopuk davranmalari ve ihtiyaçlari dogru
belirleyemedikleri, bu baglamda Avrupa Komisyonunun; Insan Haklari ve
Demokrasi Programi, kamu kurumlariyla STK’lari da içeren büyük ölçekli
programlar, ABGS ile STK-kamu iliskilerinin güçlendirilmesine yönelik
ortak program, Sivil Toplumu Gelistirme Programi ve yerel küçük
girisimlere destek amaçli programlarla sivil toplum alanina yönelik
programlar gelistirildigi vurgulandi.
Ikinci oturumda STK’larin misyon ve vizyonlarinin bilincinde olmalari ve
bu dogrultuda projeler üretmeleri gerektigi bildirildi. Devletin STK’lar
alanini bir nevi güvenlik sorunu olarak algiladigi, bu nedenle bugüne
kadar STK’lar alanindaki ilgili birimlerin güvenlik birimleri oldugu
fakat AB Uyum süreci ile birlikte Içisleri Bakanligi altinda Dernekler
Daire Baskanligi’nin kuruldugu aktarildi. STK’lar ve devlet alaninda
karsilikli bir güven sorunu yasandigi, bu sorunun son dönemde asilmaya
baslandigi kaydedildi. Dernekler Daire Baskanligi'nin yasal mevzuata
yönelik çalismalarinin STK’larla birlikte yapilacagi, fakat önceligin
uygulamaya verildigi belirtildi.
Üçüncü oturumda Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti taninan vakiflar ve
Bakanlar Kurulunca kamu menfaatine yararli oldugu kararlastirilan
dernekler bulundugu, kamuya yararli faaliyet gösteren vakiflarin vergi
muhafiyeti talebinde bulunmadan önce kurulduklari tarihten itibaren en
az bir yil süre ile faaliyette bulunuyor olmasi ve bu süre içindeki
faaliyetleri ile devletin kamu hizmeti yükünü azaltici etki saglamis
olmasi gerektigi belirtildi. Kamuya yararli vakif statüsü almak için
egitim, saglik, kültür, bilimsel arastirma ve gelistirme, sosyal yardim,
çevre koruma, agaçlandirma gibi konularda çalismak gerektigi, fakat
Avrupa Vakiflar Merkezi tarafindan göçmenlere ve siginmacilara yardim,
vatandaslik ve insan haklari, sosyal ekonomik gelisim ya da yoksullugu
önleme vb. konularda çalisan kurumlarinda kamuya yarali statüsünü
almalari konusunda önerisi oldugu belirtildi. Oturumun diger ayaginda
Türkiye’de faaliyet gösteren yabanci STK’larin hukuki durumu incelendi.
Dördüncü oturumda cemaat ve azinlik vakiflarinin durumu irdelendi.
Azinlik haklarinin siyasi kriterler açisindan son derece önemli oldugu
belirtilen oturumda azinliklar konusunda uyum süreci öncesindeki mevcut
yasalarin oldukça geliskin oldugu fakat konunun uygulama boyutunda bir
takim sikintilar yasandigi belirtildi.
Yurt disi örneklerin incelendigi besinci oturumda Orta ve Doğu
Avrupa’daki uygulamalardan örnekler verildi. Diger Avrupa ülkelerindeki
dernek ve vakif olusumlari arasindaki farklar belirlendi. Derneklerin
daha çok üye temelli, vakiflarin ise agirlikli olarak fon olusturmaya
yönelik üyelik sistemi oldugu belirtildi. Çek Cumhuriyeti’nde AB
sürecinde 3. tip bir yapi olusturuldugu bunun da kamu yararina sirket
formu oldugu, STK’larin resmi kayit süreci eskiden devlet güdümünde
Içisleri Bakanligi araciligiyla yapilirken simdi özerk ya da yari özerk
olarak mahkemeler tarafindan gerçeklestirildigi aktarildi.
Özellikle Orta Avrupa ülkelerinde soguk savas sonrasi geçis döneminde
STK’larin yürütme kurulu tayin edilmesi, denetleme mekanizmalarinin
yapisi gibi kendi iç yönetimine dair kararlar yine STK’lara birakildi.
Avrupa ülkelerinde kamu yarari statüsünün STK’nin kaydi sirasinda
verilmesinin mümkün oldugu, bu süreci siyasi etkiden korumak için
STK’larin ve devletin temsil edildigi ortak komisyonlar ya da
mahkemelerin devreye girdigi, denetleme sürecinde en önemli olan
noktanin STK’nin kamu yararina olup olmadigi ve mali raporuna göre kamu
yararina faaliyetler için harcama yapmis olup olmadigi belirtildi.
Uygulamada bürokrasinin etkilerini azaltmak için STK’lardan sorumlu kisi
sayisi azaltilip yetki alanlari incelendi, egitimler verilip denetleme
kurumlarini denetleyen mekanizmalar kuruldu.
STK’larin kanun reformlarinin olusturulmasina çalisma gruplari kurarak
baski yapmasi ve STK’larla ilgili yasal islemlerin Içisleri
Bakanligi’ndan alinip mahkemelere baglanmasi, kayit ve izleme sisteminin
gelistirilmesi gerektigi belirtildi.
Türkiye’de 75 bin dernek ve bes bin vakiftan sadece 400’ünün kamu
yararina kabul edildigi, kamu yarari statüsünün esit sartlarda
alinmadigi vurgulandi.
Daha ayrintili bilgi için:
Aylin Örnek, Tarih Vakfi
Tel: 0 212 227 37 33/106
Faks: 0 212 227 37 32
e-posta: aornek@tarihvakfi.org.tr
=========
Kültür varliklarini sahiplenme konusunda halk bilinci olusturmak.
Türkiye gerek tarihöncesi gerekse tarih çaglarina ait kültür varligi
açisindan zengin birikime sahip bir ülke olmasina ragmen büyük
çogunlugumuz, insan olarak kendimizin, vatandas olarak da ülkemizin uzak
geçmisiyle ilgili bilgilerden yoksunuz. Bu yoksunluk, dünyadaki
konumumuzu bilemememize, ulusal tarihimizi anlayamamamiza ve kültür
varliklarimiza sahip çikmamamiza yol açmaktadir. Bilmediklerimiz ve
anlamadiklarimizin boyutunu ve sonuçlarini tam olarak kestiremesek de
bir açik hava müzesi özelligine sahip olan Türkiye'de kültür
varliklarinin çogunun yok, önemli bir bölümünün de yok olma tehdidi
altinda oldugu somut bir gerçektir. Bu gerçek de insanin bilmedigi,
tanimadigi bir seye ilgi göstermemesinin, önemini kavramadigi bir seyi
korumamasinin dogal sonucudur.
Kültür varliklarinin korumasi ve gelecek kusaklara aktarilmasi konusunda
en yararli ve kalici çözüme, bu birikimin halka tanitilmasi ve koruma
konusunda bilinçlendirilmesi yoluyla ulasilabilir. Tarih Vakfi Kültür
Mirasi Programi altinda yürüttügü Temper Projesi çalismalariyla egitim
ve bilinçlendirme konusunda önceligi gelecegin yetiskin yasamina
hazirlanan çocuklara vermisti.Interaktif yöntemlerle uygulanan egitim
programlarinda simdi sira yetiskinlere geldi. 20 Aralik Cuma günü, Özel
Marmara Lisesi Sosyal Bilimler Bölümünde, proje koordinatörü Gülay
Sert'in katkisiyla "Sakli Tarih Arkeoloji" adi verilen bir gün
düzenleniyor.
Tamamen arkeoloji ve kültür varliklarinin tanitimini içeren konularin
islenecegi bu özel günde, proje koordinatörü Gülay Sert "Arkeolojik
Belgelerle Insanin Biyolojik ve Kültürel Evrimi", proje asistani Melda
Bagdatli da "Bir Tarihöncesi Yerlesmesi: Çatalhöyük" konularında sunum
yapacaklar.Türkiye'de sistemli bir biçimde süren kültür varligi
tahribatinin temel nedeninin bilinçsizlik oldugunu kabul eden Tarih
Vakfi, bu konudaki sorumlulugunu yerine getirerek egitim çalismalariyla
çocuklar, gençler derken simdi de yetiskinlere ulasmaktadir.
Bilgi için: Melda Bagdatli 0 212-227 37 33 / 112
========
Tarihçinin Mutfagi Aralik Ayi Konugu: Ali Dinçol
18 Aralik 2003 Persembe ‘Tarihçi'nin Mutfagi’ konugumuz Istanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçag Dilleri ve Kültürleri Bölümü
Baskani, Hititoloji ABD Baskani Prof. Dr. Ali Dinçol.
1968’ de Istanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Eski Önasya Dilleri
ve Kültürleri Bölümü’nden mezun olan Ali Dinçol, sonra Marburg
Üniversitesi’nde doçent, sonra Münih Üniversitesi’nde Bölüm baskani ve
profesör olarak akademik hayatina devam etti. 1974, 1981, 1984, 1994
yillarinda 3’er aylik sürelerde Marburg, Münih ve Berlin
Üniversitelerinde bilimsel çalismalar yapti. Islahiye’de Tilmen Höyük,
Gedikli Karahöyük kazilarina kazi kurulu üyesi olarak, Van Çavustepe
kazilarina epigraf olarak, Elazig Imikusagi kazisina kurul üyesi olarak
katildi. Hattusas kazilarinaysa glyptik yayinlari yapmak için katildi.
Alman Arkeoloji Enstitüsü, Alman Sarkiyat Dernegi, Türk Tarih Kurumu,
Eskiçag Bilimleri Enstitüsü ve American Research Institute in Turkey
kurumlarinin üyesi olan Dinçol’un yüze yakin bilimsel çalismasi yerli ve
yabanci uzmanlik dergilerinde yayinlanmistir. Ayrica Berlin’den Ankara
Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne iade edilen Bogazköy kazisi
tabletlerinin yayin komisyonunda bulunmaktadir. Prof. Dr. Ali Dinçol, 18
Aralik Persembe saat: 18:30’da Eminönü Bilgi Belge Merkezi’nde engin
bilgi birikimini bizlerle paylasacak.
Tarihçinin Mutfagi Söylesi Dizisi, Ocak ayinda yeni konuklariyla tarih
severleri ve tarihçileri bulusturmaya devam edecektir.