[Discussion] Fibanocci sayısının virgülden sonra 40, 000 basamağına >kadar

Paksoy, Hb hb.paksoy@ttu.edu
Fri, 22 Nov 2002 08:54:13 -0600


Date: Thu, 21 Nov 2002 21:23:06 +0000 From: "Uygar Polat"
<uygarpolat@hotmail.com
</ym/Compose?To=3Duygarpolat@hotmail.com&YY=89875&order=down&sort=date&pos=0>>
Subject: Fwd: [cevap] Fibanocci sayısının virgülden sonra 40,000 basamağına
kadar olan kısmını istiyorum Bu da bir çesit komploteorisi, matematikten
hoslananlara sıkılmadan okumalarini tavsiye ederim, digerleri silebilir...
>From: <aylins@kocsistem.com.tr
</ym/Compose?To=3Daylins@kocsistem.com.tr&YY=89875&order=down&sort=date&pos=0>
> >Reply-To: cevap@yahoogroups.com
</ym/Compose?To=3Dcevap@yahoogroups.com&YY=89875&order=down&sort=date&pos=0>
>To: <cevap@yahoogroups.com
</ym/Compose?To=3Dcevap@yahoogroups.com&YY=89875&order=down&sort=date&pos=0>>
>Subject: [cevap] Fibanocci sayısının virgülden sonra 40,000 =
basamağına
>kadar olan kısmını istiyorum >Date: Wed, 20 Nov 2002 17:46:45 =
+0200 > >Bu
da farklı bir matematiksel sorgulama.. Grubun ilgisini çekeceğini >düşündüm.
> >Güzellik hakikattir, hakikatse güzellik.. > >Çelik ve camdan =
oluşma iki
katlı ultra-modern binaya aslında bir fabrika >diyebilirdiniz ama bu dünya
üzerinde görebileceğiniz en garip fabrikaydı. >Her gün iki vardiya çalışan
ve filtreli koyu kahveyi çok seven >programcılar, sessiz çalışan akülü
arabalarıyla bina içinde sürat yapmayı >seven donanım teknisyenleri,
herkesin çok sevdiği jambonlu sandviçler ve >milföy hamurundan yapılmış
tatlılarla dolu açık büfeyi her daim taze >yemeklerle hazır tutan iki aşçı,
çalışanları şehre getirip götüren modern >otobüsleri süren şoförler, sürekli
nöbet tutmaktan canları sıkılan feylesof >duruşlu güvenlik görevlileri ve
nereden geldiği belli olmayan Bach müziği >ile insanı sakinleştiren mavi
halı kaplı odalarda oturan sekreterler, >yöneticiler ve tabi papyon takan
patron dahil olmak üzere hepsi dallarında >uzman seksen kişilik çalışanı
olan bu fabrika elle tutulur hiçbir şey >üretmezdi. > >Şehirde gelen küçük
kamyonlar aşçıların istediği garip adlı Fransız soslar >dahil olmak üzere
yedek bilgisayar kartları, çoğu zayıf ve sağlıksız >görünen programcıları
sürekli uyanık tutan filtre kahveler, bir sürü ofis >malzemesi ve başka bir
çok şeyi getirirdi. Bütün bunları getiren şoförler >on katlı binanın arka
tarafındaki ambar girişinde yüklerini boşaltılırken >bu tuhaf binaya bakarak
sigara içerlerdi. O kadar gelip gitmelerine rağmen >bu garip fabrikanın ne
yaptığını bir türlü öğrenememişlerdi. Daha doğrusu >öğrenmişlerdi ama buna
hiç biri inanmamıştı. Çalışanların çoğu gibi, küçük >kamyonlarla bu çok
fazla modern binaya şehirden malzeme taşıyan şoförler de >bu garip binanın
devletin çok gizli projeleri için program yazan bir >bilgisayar şirketi
olduğunu düşünüyorlardı. > >Böyle düşünüyorlardı çünkü iki katlı çok modern
binanın, bu kadar >çalışanın, hiç sönmeyen ışıkların ve tabi ki çok sıkı
güvenliğin sadece çok >yüksek basamaklı asal sayılar bulmak için varolduğuna
bir türlü >inanmamışlardı. > >Üniversitede okuyan iki bilgisayar ve bir
elektronik mühendisliği >öğrencisinin heyecanlı bir beyin fırtınası seansına
benzeyen neşeli bir >kantin sohbetinde temeli atılan ASÜF çok yüksek
basamaklı asal sayıları >bulan ve bunları dünya üzerinde isteyen herkese
satan bir şirketti. > >Şirketin adı Asal Sayı Üretim Firması kelimelerinin
baş harflerinden oluşma >bir kısaltmaydı. Firmanın ismini elektronik
mühendisliğinde okuyan üçüncü >ortağın asal sayının ne olduğunu bilmeyen o
zamanki sevgilisi koymuştu (kız >sonra amatör bir pop grubunun uzun saçlı
gitaristi ile tanışıp bizimkini >terk etmişti). > >Kendileri dahil olmak
üzere herkes tarafından çok uçuk bulunan böyle bir >şirket kurma düşüncesi,
paranın kokusunu bir köpeğin hassas burnu kadar iyi >alan bir risk
yatırımcısı tarafından hiç de uçuk bulunmamıştı. Gözleri >parlayan bu üç
gencin bahsettikleri teknik detaylardan bir şey anlamamıştı >Bay Para.
Teknolojiden neredeyse nefret eden bir para sihirbazı olan Bay >Para (bu
isimle hitap edilmekten hiç rahatsız olmazdı) gençlerin gözlerinde >gördüğü
ışığa inanıp projeye "peki" demişti. Daha mezun bile olmadan, Bay >Para'nın
verdiği sermaye ile üç arkadaş bu uçuk projeyi hayata >geçirmişlerdi. >
>Satılabilir ilk asal sayıyı bulmaları yaklaşık iki =
yıllarını almıştı. Bu
>iki yıl boyunca onları ayakta tutan dört şey vardı: durmadan =
çalışan kahve
>makinesi, birbirlerine bağlı sürekli çalışan 10 hızlı =
bilgisayar,
>yatırımcının Hz. Eyüp sabrı ile hiçbir şey demeden =
yazdığı çekler ve tabi
>inançlarıydı. Sayı 40 basamaklıydı ve sattıklarında =
aldıkları para, son bir
>aylık masraflarını bile zor karşılıyor olsa bile onları =
sevinçten çılgına
>döndürmeye yetmişti. Sermayeyi koyan Bay Para ise sadece =
memnuniyetle
>gülümsemişti. Şirket serpilip şimdiki halini alınca =
yatırdığı paranın
>yaklaşık bin katını geri aldıktan sonra şirketin yüzde =
40'lık hissesi ile
>inanılmaz lüks bir hayatın içinde yine şirketten =
kazandığı para ile satın
>aldığı orta büyüklükte ve sakin bir adada yaşamaya =
başlamıştı. > >İlk asal
sayıyı buldukları günden sonra şirket inanılmaz bir hızla büyüdü. >Dünyadaki
bilgisayar egemenliği arttıkça bilgisayarlar üzerinden akan >bilginin
şifrelenmesi için gerekli asal sayılara olan ihtiyaç da buna >paralel olarak
artmaya başlamıştı. Ukala bilgisayarcıların dediği gibi >bankalar
birbirlerine "online" bağlanınca işin rengi de paranın rengine >dönüşmüştü.
Ardından şifre ve şifrelemeye çocukça bir tutku ile bağlı olan >generallerin
bitmek tükenmek bilmeyen güvenli iletişim istekleri de buna >eklenince
şirketin yıldızı parlamaya başlamıştı. > >Kablolar üzerinden akan paranın
miktarı devasa boyutlara geldikten sonra >meydana gelen bir iki sanal banka
soygunu müşterilerin güvenliğe olan >psikolojik ihtiyacı daha da artırmıştı.
Generaller ise okudukları ikinci >dünya savaşı tarihinden, zaten meşhur
Enigma makinesini biliyorlardı. >Şirket, bir anda yüksek basamaklı asal
sayıları hep bir ağızdan isteyen >çılgın bir koronun sesleri ile dolmuş
gibiydi: daha büyük asal sayı, daha >büyük asal sayı, daha, daha...
Şifreleme için kullanılan asal sayı ne kadar >büyük olursa şifrenin
kırılabilme ihtimali de o kadar düşük oluyordu. >İhtimal düşük olunca
güvenlik yüksek oluyordu. O zamanlar tek oldukları >piyasanın
terminolojisini de yapmaya başladıklarından kendi aralarında buna >"kırılma
indeksi" dediler. Bebeğimiz dedikleri ilk asal sayı kullanılarak >yapılmış
bir şifreyi bu gün bir ev bilgisayarı bile kırabilirdi. İlk asal >sayı
müşteri tarafından güvenlik nedeniyle artık kullanılmaz hale gelince
>bebeklerini sembolik bir fiyatla geri almışlar ve şirketin =
girişindeki
>duvarda asılı bir platin plakete kazıtmışlardı: =
597157126436... diye devam
>ediyordu sayı. > >Daha yüksek basamaklı büyük asal =
sayıları bulmak için de
işlem gücü çok >yüksek güçlü bilgisayara ihtiyaç duyuluyordu. Bunun için de
tabi ki daha >çok paraya gerek vardı. Daha çok para için ise daha çok
müşteri ve daha çok >müşteri için ise daha yüksek basamaklı asal sayılara
ihtiyaç duyuluyordu. >En yaşlı ortağın dediği gibi (diğerlerinden bir yaş
daha büyüktü sadece) >"paranın ve sayının gizemli döngüsü onları da içine
almıştı". Ses >çıkarmadan çekleri ödeyen sakin gülümsemeli Bay Para bu üç
gence ticaretin >basit kurallarını öğretmişti: ucuza al pahalıya sat,
kimseye güvenme, >herkesi dinle vs. > >İlk bebeklerine sahip oldukları
günden sonra işler inanılmaz bir hızla >gelişti. Gözündeki tik dışında gayet
düzgün görünen bir matematikçiyle, >sigara ve kahveden nefret eden ve en
büyük hayali şiir yazan bir bilgisayar >programı yazmak olan bir çılgın ama
çok becerikli bir programcıyı işe >almışlardı. En küçük ortağın dediği gibi
"en iyinin iyisini kullanmadığınız >sürece en iyinin iyisini üretemezdiniz".
ASÜF'ün mottosu da bu olmuştu. >Şirketteki tuvaletlere konulan sabunlara
kadar hep en iyinin iyisi >kullanılmıştı; malzemenin de insanın da... >
>Ellerinde para dolu siyah çantalarla gelen ve mafya filmlerinden =
fırlamış
>gibi duran müşteri temsilcileri, çok haneli asal sayının =
yerleştirildiği
>özel akıllı kartları alıp, gerekli imzaları attıktan =
sonra daha kahvelerini
>bitirmeden giderlerdi. Müşteriye satılan ve akıllı karta =
yazılan asal
>sayının ne olduğunu bilgisayar dışında kimse bilemezdi. =
Bir asal sayı asla
>iki müşteriye satılmazdı. Hangi asal sayının hangi =
müşteriye satıldığını da
>kimse bilmezdi. Bilgisayar akıllı karta yazdığı asal =
sayının sadece kaç
>haneli olduğun kartın üzerine yazardı. Güvenlik =
açısından bunlar
>gerekliydi. Çünkü asal sayıyı alan şirket, banka yada orta =
çaplı bir ülke
>ordusunun tüm güvenliği neredeyse bu asal sayıya bağlı =
olurdu. Şirketler,
>bankalar ve generaller kimseye güvenmedikleri gibi tabi ki ASÜF'e =
de
>güvenmezlerdi. > >ASÜF bunun da çaresini matematiksel olarak =
bulmuştu.
Satıcının alıcıya ve >alıcının satıcıya güvenmesine gerek duymayan sanal
yazı tura metodunu >keşfetmişlerdi. > >ASÜF'ün sattığı sayıları ve
müşterilerin bir kopyasını isteyen gizli >istihbarat teşkilatından gelen bir
ajana, sayıları vermenin imkansız >olduğunu matematik bilgisi lise
öğrencisinden daha düşük olan ajana >anlatmak için epey bir uğraşmışlardı.
Yine de şirkete inanmayan ajan, >devlette çalışan matematikçi bir uzmandan
aldığı raporun sonucuna >istemeyerek de yenilgiyi kabullenmişti. > >İşler
çok güzel yürüyordu. Şehrin dışında mutlu bir bina kurmuşlardı. >Çalışan
klimalardan çıkan havanın sesinden başka hiçbir sesin olmadığı alt >katta
dünyanın en büyük dördüncü bilgisayarı gece gündüz durmadan sayı >avlardı.
Binlerce işlemcinin paralel çalıştığı bir bilgisayardı. Otuz >kişilik bir
teknisyen ordusunun sürekli bakımını yaptığı ve yeni >eklemelerle sürekli
büyüttükleri bir sayısal devdi. > >Birkaç milyar dolar değerindeki bu dev
bilgisayara Sayılar Prensesi gibi >fiziksel ve işlem boyutlarıyla alakasız
bir isim vermişlerdi. Programcılar >sayılar prensesinin çalıştırdığı tek
program olan "Sayı Avcısını" sürekli >düzeltirler, genişletirler ve bakımını
yaparlardı. Basılı olarak yirmi >ciltlik dev bir külliyat oluşturan bu
programda her bir yenilik bir soruna, >her bir sorunda yeni bir programa yol
açardı. Bu iş içinde kırk kişilik bir >programcı ordusu bitmeyen bir savaşın
mutsuz askerleri gibi durmadan >uğraşırlardı: "asla yenilgi yok asla zafer
yok". > > >Bilgisayar yeni bir asal sayı ile karşılaşınca, yemekhane dahil
olmak üzere >binanın on yerine yerleştirilmiş kırmızı ışıkları sanki yangın
var gibi >yakıp söndürürdü. İlk başlarda iki günde bir yanan kırmızı ışık
daha >sonraları asal sayıların basamakları arttıkça daha geç yanmaya
başlamıştı. >Çünkü basamakların artması tikleri yaşlandıkça artan
matematikçinin dediği >gibi daha derine dalmakla aynı anlama geliyordu.
Tıpkı madenciler gibi >çalışıyorlardı. Derine indikçe çalışmak daha zordu
ama değerli olan da, >normal yaşamda olduğu gibi hep derinlerdeydi. > >Her
şey sakin bir mutluluk ve adı konmamış bir huzur içinde tıkır, tıkır
>işlerken bir akşam üstü bay X üç adamı ve elinde bir =
baston ile
>çıkagelmişti. Forbes dergisinde adı geçen dünya =
çapında sayılı zenginlerden
>biri olmasına rağmen dışardan emekli bir banka memurunu =
andırıyordu. Bir
>Türkdü. Hep yapılan bir şakaya göre Türkiye'nin yarısı =
onundu, diğer kalan
>yarısını ise kiralamıştı. > >Elindeki baston bile =
şehirdeki sıradan
mağazalardan alınmış ucuz bir şeydi. >Tüm dolar multimilyarderleri gibi
yaşamı boyunca parayı önemsemeyen bir >yaşam biçimi sürmüş, hep başka
şeylerin peşinde koşmuş ve bu arada para da >su gibi akmıştı. Ama gerçekten
de yaşamı boyunca paraya zerre önem >vermemişti. Ne yaptıysa hep başka
şeyler için yapmıştı ve para bir yan ürün >olarak gelmişti. Nükleer fizik
konusunda doktorasını yaparken birdenbire >parlak bir akademik kariyeri
bırakıp anlamlı bir şeyler yapmak için iş >hayatına atılmış ve inanılmaz
başarılar elde etmişti. Yine de en büyük >zevki otuz bin kişinin çalıştığı
devasa şirketinin merkez ofisinin olduğu >binaya bisikletle gidip gelmekti.
Bu iş için evi ile dev bina arasında >sadece kendinin kullandığı özel bir
yol yaptırması kimilerince büyük bir >görgüsüzlük olarak nitelendirilmiş,
ona hayran bir grup başka insan için >ise, onun dehasının sıradan insanlar
için anlaşılmaz hareketlerinden biri >olarak yorumlanmıştı. > >İsmi tabi ki
X değildi. Üniversiteden beri bu ismi kullanırdı. Gerçek ismi >sadece
sözleşmelerin altındaki imza yerlerinde dururdu. Günlük yaşamda >sadece
karısı gerçek ismiyle ona hitap edebilirdi. Sekreterlerden, devlet
>başkanlarına kadar diğer tüm insanlar Bay X demek =
zorundaydılar. Zaten
>kimse umursamazdı bunu. Bir dolar multimilyarderinin bir başka =
tuhaflığı
>olarak kabul edilmişti. > >Devasa şirketi altın yumurtlayan bir =
kaz haline
gelince, Bay X işlerle >ilgilenmeyi bırakıp, zamanının tümünü garip projeler
için harcamaya >başlamıştı. Bazen NASA'nın milyar dolarlık projesinin
anlatıldığı bir >toplantıda bazen de herhangi bir üniversitenin mühendislik
bölümünün >bitirme projesi yarışmasında, oyuncağa benzeyen projelerinin
başında ter >döken öğrencileri izlerken onu görmek mümkündü. Uzaya
yerleştirilecek yüz >milyon dolarlık dev bir teleskop projesinin sunumunu
da, üniversitelerin >bitirme projesini heyecanla anlatan bir delikanlıyı da
aynı ciddiyetle >dinler ve zaman, zaman ucuz ufak defterine, ucunu kendi
açtığı kurşun >kalemle not alırdı. > >Elinde tuttuğu güç sayesinde meraklı
gazetecileri kendinden uzak tutmayı >başarabiliyordu. Yalnızlığı ve huzuru
severdi. Çok azimli olan meraklı yeni >yetme gazeteciler ise korumalar
tarafından "Bay X'in huzura duyduğu özel >ihtiyaç" konusunda nazikçe ikna
edilirdi. Zaten şimdiye kadar ikna olmamış >bir gazeteci olmamıştı. > >Bay
X'in üç adamı ile birlikte kapıda beklediğini söylediklerinde üç >ortağın en
küçüğü hemen içeri alınmasını söylemişti. Bay X gibi yaşayan bir >efsanenin
ASÜF'de ne işi olabilirdi ki? Sayı satın alma işlemi olsa bu işi >onun
yerine yapacak yüzlerce adamı vardı. Peki bay X niye buradaydı? > > >Sanki
karşısındaki insanın zihninin okur gibi aynı soruyu bu sefer bay X
>tekrarladı. Adamlarının birinin sürekli yanında =
taşıdığı termosta duran
>özel çayından bir yudum alıp konuşmaya başladı; > >"Bu =
adam niye burada?"
diye kendinize sorduğunuzdan eminim, kafanızdan >geçen bu değil mi?" dedi
bay X. Sanki amansız bir mide ağrısı çekiyormuş >gibi öne eğilmiş, karnını
tutuyordu. > >"Açıkçası burada neden olduğunuzu çok merak ediyorum. Hangi
neden sizi >buraya getirebilir ki? Sayı satın almak için olamaz, bu işi
sizin yerinize >yapacak başkaları var. Yanılıyor muyum?" > >"Yanılıyorsunuz.
Bir sayı için buradayım ama sizin her zaman sattığınız şu >uçuk asal
sayılardan biri için değil. Başka bir özel bir sayı için. Bu >yüzden
dükkanınıza geldim" dedi bay X. Dükkan kelimesi herkesi güldürmüştü. >
>Kahkahalar dinince "Ne tür bir sayı?" dedi kuşkuyla küçük =
ortak. >
>Yarattığı merak ortamından hoşnut olan bay X, gerilimi biraz =
daha artırmak
>için bardağından büyük bir yudum çay alıp, uzun bir =
seremoni ile içti ve
>tabağı yine aynı yavaş hareketlerle önündeki sehpaya koyup =
masal anlatan
>bir sevimli dede tavrıyla anlatmaya başladı. > >"Eski zaman =
soylularından
biri şöyle bir soru ortaya atmıştı. Bir tavşan >çifti doğduktan iki ay sonra
doğurgan olmaya başlıyorlar ve sonra her ay >bir çift doğuruyorlar. Yani ilk
ay bir çift var diğer ayın başında da bir >çift oluyor. Sonra ise bir çift
yavruları oluyor. Böylece devam ediyor. Bu >hesaba göre tavşanların sayısı
şu şekilde artar; > >"1, 1, 2, 3, 5 " > >sayıların geri kalan kısmını ikinci
ortak tamamladı. > >"8, 13, 21, 34, 55, Fibanocci sayıları" dedi. > >Sözünün
kesilmesi Bay X'i hiç rahatsız etmemiş hatta bilakis gözlerine bir
>parlaklık getirmişti. > >"Evet Fibanocci sayıları. Biraz zeki =
olan herkes
bu matematiksel serinin >sırrını çözebilir. Bir sonraki terimi bulmak için
son iki terimi toplamanız >yeterlidir. Yani 8 ve 13'den sonra gelecek olan
sayı 8 ile 13'ün toplamı >olan 21 sayısıdır. Tavşanların matematiği olarak
oldukça yalın. Fibanocci >sayıları neden önemlidir bilir misiniz?" diye
sordu Bay X, sabırlı bir >öğretmen gibi. > >"Hayır, açıkçası hatırlamıyorum"
dedi birinci ortak > >"Evet" dedi Bay X gülümseyerek "Fibanocci sayıları" ve
öğrencisine karşı >anlayışlı olan bir öğretmen gibi bir süre daha baktı. >
>Yine aynı seremoni ile çay fincanını alıp bir yudum daha =
aldı. Dudaklarında
>kalan çayı dili ile yalayıp fincanı tekrar sehpaya =
bıraktı. Sonra ceketinin
>cebinden çeşitli boyutlarda kesilmiş dikdörtgen kartonlar =
çıkardı. Hepsi
>aynı koyu mavi renge boyanmıştı. Dikdörtgenleri usta bir =
kumarbazın
>hareketlerine benzer, oyun kağıtlarını dizer gibi özenle cam =
sehpanın
>üzerine yerleştirdi. > >"Sizce bu dikdörtgenler içinde göze =
en hoş görüneni
hangisi" diye sordu Bay >X. Sonra kurnazca gülümseyip, karşısındakinin bir
seçim yapması için geriye >yaslanıp sabırla beklemeye başladı. > >Birinci
ortak önündeki dikdörtgen kartonlara bir bakış attı. Bay X'in >kurnaz
bakışları onu rahatsız ediyordu ama seçimde hiç zorlanmamıştı. >Soldan
üçüncü kart gerçekten güzel duruyordu. Kendine bile açıklayamadığı >kuvvetli
bir hisle eli o karta gitti. Neden o kartı seçtiğini bilmiyordu >ama garip
bir şekilde içinde en ufak bir tereddüt yoktu. Bu kart güzeldi. >Nedenini
açıklayamadı ama kendisi için en ufak bir sorgu suale de gerek >yoktu. Kartı
alıp bay X'e uzattı. > >"Evet" dedi Bay X, yüzünde bir memnuniyet edasıyla.
Sanki o bir sihirbazdı >ve istediği kartı çekmişti. Kartı aldı ve bir süre
baktı. > >"Neden bu kartı çektiniz? Bana açıklayabilir misiniz?" dedi Bay X.
> >"Bilmem... Sanırım açıklayamam" diye cevap verdi. > >"Ben =
sizin yerinize
açıklayayım. Tüm insanlar gibi sizde altın orana göre >boyutlandırılmış
kartı seçtiniz. Fibanocci serisi sonsuza doğru giderken, >herhangi bir
terimini bir önceki terime bölerseniz meşhur altın oranı elde >edersiniz
yani 1.617 sayısı. Kesirli bir sayı, tıpkı pi sayısı gibi ve >noktadan sonra
sonsuza kadar gider." > >Altın orana göre biçimlendirilmiş bir dikdörtgen
insan gözüne diğer >oranlara nazaran daha çok estetik görünür. Bunun neden
olduğu hala >bulunabilmiş değildir. Sizce nedeni ne olabilir?" > >Bu baskın
sorudan rahatsız olmuş ortak Bay X'in gözlerine kaçamak bir bakış >atıp
"Bilemiyorum. Hiçbir fikrim yok" dedi. > >Bay X hayal kırıklığına uğramış
gibi geriye yaslandı. Hani neredeyse >oradakileri cahillikle suçlayacaktı
fakat bir şey demedi. > >Epey bir suskun kaldıktan sonra odadakilere döndü
ve doğrudan konuya girdi >"Fibanocci sayısının virgülden sonra 40,000
basamağına kadar olan kısmını >istiyorum. Bunu benim için yapabilir misiniz?
Para önemli değil." > >Odada bir sessizlik oldu. > >"Kırk bin basamak mı?"
dedi üçüncü ortak. > >"Evet, kırk bin basamak" dedi Bay X kararlılıkla. >
>"Bu kadar fazla basamağı ne yapacaksınız ki? Yani sonuçta =
ilk dört basamak
>pek çok mühendislik yada mimari işlemi için fazlası ile =
yeterlidir" dedi
>birinci ortak. > >Anlaşılmazlıktan yorgun düşmüş bir =
sanatçı gibi odadaki
herkese baktı. Çay >doldurması için bardağını iki korumasından kel olanına
uzattı. Herkes bu >kutsal çay törenini izlerken "üç ortak da" neler oluyor
der gibisinden >birbirlerine baktılar. > >Çayından bir yudum alan Bay X,
kendinden emin tavırlarla fincanı yerine >koydu, her iki elini kavuşturup
Budist rahipler gibi önünde bitiştirdi. > >"Siz bunu yapabilirsiniz. Zaman
ve para konusunda limitiniz yok ama >keskinlik konusunda hassas olmanızı
rica ediyorum. Avans ve ücret gibi >ayrıntıları yardımcılarım hallederler"
dedi. > >Bay X tam kalkmaya yeltenirken, üçüncü ortak merakına dayanamayıp
herkesin >aklından geçen soruyu sordu; > >"Bu kadar hassas basamaklı bir
sayıyı ne için istiyorsunuz? Ya da nerede >kullanacaksınız?" > >Herkes çok
ama çok zengin bir adamın ters bir cevabını beklerken, Bay X >emekliliğine
yaklaşmış ve öğrencilerini çok seven bir öğretmenin sabırlı ve >sevecen
sesiyle cevap verdi. > >"Bu uzun rakam silsilesi ile bir resim çizeceğim.
Hologram tekniğini >kullanarak bir küp oluşturacağım. Eskin numeroloji gibi
bir şey değil, >farklı bir şey bu. Siz hele rakamı bulun, resmi oluştururken
yanımda >olursunuz" dedi. > >Üç ortak da şaşırmışlardı. Böylesi bir
müşteriye hiç alışık değildiler ama >nedense iş onları tıpkı ilk gençlik
yıllarındaki gibi çok >heyecanlandırmıştı. > >Bay X'in gelmesinden üç ay
sonra, ASÜF fibanocci sayısının kırk bininci >basamağına kadar gelmişti. Bay
X sık sık bizzat kendisi arayıp işin hangi >aşamada olduğunu sormuştu. > >
>Matematikçilerden ve programcılardan oluşan ekip bildik ve =
denenmiş bir
>strateji olan sonsuz seriler metodunu seçmişlerdi. Fourier =
serileri bu iş
>için biçilmiş kaftandı. Bilgisayar için ayrıca bir program =
yazıldı,
>programı çalıştırdılar ve sonra beklediler. > >Sonsuz =
sayılabilecek
döngüler içinde sürekli işlem yapan bilgisayar basamak >sayısı arttıkça
zorlanıyordu. Bir basamağı sağlama alınca bir sonraki >basamağı bulmak için
uğraşıyordu. Sayılar prensesi için bile zor bir işti >bu. Adım adım ama
sağlam ilerliyordu. Bu işlem yaklaşık üç ay sürdü. > >Sonunda her yerde
kırmızı ışıklar yandı. Kırmızı ışığın ne anlama geldiğini >bilmeyen ahçılar
bile sevindiler. Fibanocci serisinin kırk bininci basamağı >da sonunda
bulunmuştu. Herkes coşku içinde neredeyse gol atmış bir takım >sevinci
içindeyken bilgisayar ekranında sadece > >"İşlem tamam. Program başına
dönüş" cümlesi görüldü. > >Üçüncü ortak hemen Bay X'i arayıp müjdeli haberi
verdi. Beklediğinin >tersine Bay X çok sakin bir şekilde "teşekkür ederim"
demişti. Sayının >olduğu mikroçipli kartla birlikte iki gün sonra Bay X'in
villasına diğer >ortaklarla birlikte gelmesini rica etmişti. > > >Olayın
heyecanı ve merak, üç ortağı da neredeyse işe ilk başladıkları >günlerdeki
gibi coşkuluydular. En büyük ortağın çantasında duran >mikrochipli kartta
bilgisayarın üç aylık çalışmasının yer aldığı 40 >kilobytelık altın oran
vardı. > >Bay X'in muhteşem malikanesine gittiklerinde onları bir sürpriz
bekliyordu. >Malikanede neredeyse yüze yakın misafir, bir garden parti
havasında bir >araya gelmişlerdi. Crem de la crema oldukları her hallerinden
belli grup >ufak öbekler oluşturmuşlar sohbet ediyorlardı. > >Bahçenin tam
ortasında, boyu yaklaşık üç metre olan dört tane şeffaf büyük >sütun
duruyordu. Her bir sütunun hemen yanında büyük bir bilgisayar >duruyordu. >
>Konukları ile tek tek ilgilenen Bay X, üç ortağı görünce =
memnuniyetle
>gülümseyip onlarla konuştu. Adamlarına bir işaret verip 40 =
bin basamaklı
>olan sayının olduğu mikrochipli kartı aldırdı. Ayak =
üstü biraz daha sohbet
>edip gösterisi için onlardan ayrıldı. > >Bay X, büyük =
bahçenin ortasına
kurulmuş platformun üstüne çıkıp eline bir >mikrofon alıp konuşmaya başladı.
> >"Sayın misafirler, değerli medya mensupları ve ASÜF'ün =
değerli
çalışanları, >hoş geldiniz. > >Bundan epey bir zaman önce Pisagor meşhur
matematik teoremini bulduğunda >bir matematiksel gerçeği değil bir tanrısal
ifadeyi bulduğunu düşünüyordu. >Bu gün lise eğitimi almış herkesin bildiği
basit üçgen formülü olan >a2+b2=c2, o zaman için kutsal bir ayet gibiydi. >
>Pisagor ve ardılları, matematiğin tanrının evreni kurmak =
adına kullandığı
>dil olduğunu kabul ediyorlardı. Ben de aynı inançtayım. > =
>Günlük hayatta
sık sık karşılaştığımız ama göz ardı ettiğimiz bazı sayılar, >tıpkı bundan
2300 yıl önce olduğu gibi hala kutsaldır çünkü bu sayılar >Tanrının
imzasıdırlar. " > >Konuşmalarının sindirilmesi için bir süre durdu ve
sayıları yüzü aşan >konuklara baktı. Kameralar durmadan çalışıyordu. > > >"
Pi sayısı, e sayısı ve altın oran. Bütün bu sayıları birbirinden türetmek
>matematiksel açıdan mümkün. Bütün bu sayılar =
irrasyoneldir yani noktadan
>sonra sonsuza kadar devam ederler. Bu aslında çok normal bir =
şey. > >Tanrı
da en büyük sonsuzluk değil midir?" > >Yine sustu. Kimse bu yarı mistik yarı
matematiksel konuşmanın nereye >varacağını kestiremiyordu. > >"ASÜF'ün
değerli katkılarıyla altın oranın 40,000'nci basamağına kadar >ulaşabildik.
Bu kadar basamağı ne yapacaksınız? diye sorabilirsiniz. Bir >resim
oluşturacağız. Burada gördüğünüz dört cam silindir, bir lazer >hologramı
oluşturmak için kurulmuş lazer kuleleridir. Lazerin oluşturduğu >hologramla
istediğiniz üç boyutlu resmi çizebilirsiniz fakat biz burada >sadece üç
boyutlu bir matriksi dolduracağız. > >Bilgisayar her bir rakam için üç
boyutlu hayali matriksin küplerine bir >renk koyuluğu atayacak yani 0 beyaz
renk 9 siyah renk ve 5 açık gri vs. >şeklinde böylece bir resim oluşacak.
Tıpkı piksellerin oluşturduğu iki >boyutlu ekran resmi gibi. > >"Hepinizin
aklından geçen soruyu ben sorayım, peki bu neyin resmi?" > >Yine sustu. Tüm
kalabalık büyülenmiş gibiydi ve tek çıkan ses rüzgarın >uğultusuydu. > >"Ben
de oluşacak bu resmin ne olduğunu bilmiyorum, açıkçası bir resim >oluşup
oluşmayacağından bile emin değilim. Benimkisi sadece bir inanç, >oluşacak
resme dair kuvvetli bir inanç. Lafı fazla uzatmayalım şimdi >gösteri zamanı"
dedi ve eliyle adamlarına işaret verdi. > >Bir anda muhteşem malikanenin
içindeki tüm ışıklar söndü. Sadece dört büyük >silindirin yanındaki
bilgisayar kontrol panelinin olduğu kısımdaki >ekranlardan gelen belirsiz
bir ışık vardı. Gökyüzü bile kapkaranlıktı. > >Birkaç dakika sonra dört
büyük cam silindirden ışık yayılmaya başladı. >Sanki içinde bir su varmış da
kaynıyormuş gibi. Sonra ince lazer ışıkları >çıkmaya başladı. Önce ince,
sonra kalınlaşan lazer ışıkları. Lazer ışıkları >görülür görülmez dört büyük
silindirin ortasında bir buluta benzer tuhaf >bir şey ortaya çıktı. Kaynayan
bir su kabına benziyordu. > >Bay X memnuniyetle gülümsedi. "Altın oranı
yükleyin" dedi. Adamları kartı >yerine soktular. Zaten 40,000 basamaklı bir
sayıyı kim tek tek girebilirdi >ki. > >Altın oranı bilgisayara yüklemeyi
bitirdiğinde şeklin oluşturulması için >birinin düğmeye basması gerekiyordu.
> >Bay X ellerini açıp havaya kaldırdı ve anlaşılmaz bir =
şeyler söyledi,
sonra >kutsal bir şeye dokunur gibi Enter düğmesine bastı. > >Bu andan
itibaren olanlar defalarca televizyonlarda gösterildi, filmlere ve
>kitaplara konu oldu. > >Dört büyük şeffaf kuleden çıkan =
binlerce ufak lazer
çizgisi hızlı hızlı >hareket etmeye başladı ve aralarındaki hayali bulut
yavaş, yavaş şekil >almaya başladı. Bir dakika sonra görüntü netleşti ve
lazerlerin hızlı >hareketi birden durdu. Tüm altın oran yüklenmişti. >
>Kimse konuşamıyordu. Sadece biri "aman Allahım, bu o, bu o" diye
>bağırıyordu. Yere diz çökenler, ağlayanlar, ağzı =
açık bakakalanlar, herkes
>şaşkındı, şok olmuştu. > >Sadece Bay X sakindi. Ellerini =
kocaman açmış
ayakta duruyordu ve >hayranlıkla mırıldanıyordu. > >"evet bu o, bu o..." >