[Bilimsel Haber] Hrant Dink Sonrasi/ Dr. Ulas Basar Gezgin/ Hrant
Dink Sonrası
Ulas Basar GEZGiN
ulasbasar at yahoo.com
19 Oca 2007 Cum 19:38:40 EET
Hrant Dink Sonrasi Turkiye’de Siddet Ustune Konusmak *
Dr. Ulas Basar Gezgin, (bilissel bilim)
Ag Sayfasi: http://ulas.teori.org
E-posta: ulas at teori.org
Haberlere henuz bakmadim, yalnizca, ugradigim bir
basimevinde acik olan televizyondaki altyaziyi gordum
ve bu yaziyi ayrintilari bilmeden yazacagim, ancak
ayrintilari bilmemenin bu yaziyi ozgurlestirecegini
gorecegiz. Cunku ayrintilari bilen bir yazar, yalnizca
siyasal bir cinayet olarak algilayacaktir olayi.
Halbuki, bilimsel bir bakis, cinayeti degil
oncullerini ve sonul etkilerini incelemekle ayrilir
bir kose yazisindan. Biz de boyle bir yol izleyelim.
Asagidaki noktalari alt alta okudugumuzda Hrant
Dink’in oldurulmesinin sasirtici olmadigini gorecegiz;
ustelik, bu satirlarin yazarinin oldurulmesinin bile
ulkenin kosullari icerisinde dogal sayilacaginin
farkina varacagiz.
Ulkemiz, hep soylenegeldigi gibi, tartisamayan,
elestirel olamayan bir toplum. Ulkede degerli
aydinlarin olmasi da durumu degistirmiyor, cunku bir
ulkenin duzey(sizlig)i, kahvelerdeki –ki bunlar
tarihsel olarak kiraathane yani okuma evleri olarak
kurulup kumarhane olarak evrim(!)lesmisler-
‘tartisma’larin niteliginden anlasilir ancak
Dogrudur, Hrant Dink’i oldurenler, bir ya da birkac
kisidir; ama asil sorun, Hrant Dink’i oldurmek
isteyenlerin sayisinin kac oldugudur. Urkutucu olan,
Hrant Dink’in oldurulmesi degildir; dedigimiz gibi, bu
sasirtici bir olay da degil zaten. Urkutucu olan,
Hrant Dink’i oldurmek isteyenlerin sayisinin
coklugudur. Bu sayinin coklugunu, -bakin su an hicbir
haber izlemeden soyluyorum- olay sonrasi haberleri ve
haber yorumlarinda da gorecegiz. “Halk istenci”
denilen kargislanasi yanilgiyi temsil ettigini
soyleyen kimi yazarlar, Dink’in bunu zaten coktan hak
ettigini, hatta gec kalindigini yazacak,
soyleyeceklerdir. Yine urkutucu olan, bu sayinin
coklugu olacaktir. Kimileri, sirada Orhan Pamuk’un
oldugunu anistiracak sozler bile sarf edecektir. Hep
birlikte gorecegiz.
Milyonlarca izleyici ve gazete okuru, bir “Ermeni
dolu”nun oldurulmesinin basinda bu kadar yer
almasindan ofkeye kapilacak, ama yine de basinin
oldurulme haberleriyle dolup tasmasi pahasina, yeni
oldurumleri alkislayacaklardir.
Gercekte, oldurulme, mahkeme onlerindeki siddetten
ulamsal (kategorik) olarak ya da niteliksel olarak
ayrilmamaktadir, ancak nicel olarak ayrilmaktadir.
Diger bir deyisle, arada yalnizca bir derece farki
vardir. Mahkeme onu kalabaligini cinayet islemekten
alikoyan tek sey, hukumetin, dinsel egilimleri olsun
olmasin, Avrupa Birligi’ne girme hedefine ulasmadaki
kararlilik goruntusu olmustur.
Peki Hrant Dink’in oldurulmesi, siyasal bir cinayet
olarak tekil bir ozellik mi gosterir? Soru, iki
boyutludur: Hrant Dink’in oldurulmesi, ulkemizde
islenen diger siyasal cinayetlerle ortaklasmaktadir,
buna tamam. Ancak, diger siddet olaylariyla da
ortaklastigini unutmamak gerekir: Aile meclisi
karariyla namus cinayeti isleyen bir katille, ulkesini
her nedense irzina gecilmis kadin imgesiyle
anlayanlarin aldigi karari uygulayanlarin farkli
siddet duzeneklerinin bir urunu olduklarini soylemek
zor. Bilimsel acidan bakildiginda, yalnizca
degiskenlerin farklilastigi gorulur.
Ayrica, hep soylenegeldigi uzere, kendi icindeki
farkliliklari bir zenginlik, bir yaraticilik olanagi
olarak degil, yok edilmesi gereken uretim hatalari
olarak goren bir zihniyettir ulkemizde egemen olan. Bu
nedenle ulkemizde, bir Protestan’a, bir escinsele,
ulkemize dinlenceye gelen turist kadinlara siddet
uygulayanlari doguran toplumsal duzenek de, Hrant
Dink’i oldurenleri doguran toplumsal duzenekten
fazlaca ayrilmamaktadir. Bu tur insanlar uzerinde
gorgul (empirik) bir calisma uygulayip cesitli sorular
uzerinden cozumlemeler yapsaydik, bu kisilerin hemen
hemen hepsinin tutuculuk, darlik, birorneklik gibi ana
etmenlerde toplasacagini gorecektik.
Oysa ulkemizin butun insanlari, ne dusuncede olurlarsa
olsunlar, ulkenin yaratici gizilgucu olarak
degerlendirilmelidir. Kalkinma, dusunce cesitliligiyle
olanaklidir.
Olayin Avrupa’da nasil algilanacagi ise bellidir:
“Turkler, (sagci Avrupalilarin kalip-yargilarini ve
onyargilarini bir kez daha dogrular bir bicimde) bir
kez daha Turk olduklarini kanitlamislardir”
denilecektir ya da buna benzer bir ifade
kullanilacaktir.
Belki Hrant Dink’in oldurulmesini bu ulkede 11 Eylul
gibi, 12 Eylul gibi bir milat olarak degerlendirmek
gerekir. Ulkenin yakin tarihini H.D.O. (Hrant Dink’ten
Once) ve H.D.S. (Hrant Dink’ten Sonra) olarak ikiye
ayirabiliriz. Ancak, bu milat gorusu, bir tur siyasal
cinayetlerin bir daha gerceklesmeyecegini varsayar.
Oysa, toplumsal kesitin cesitli ozellikleri, daha
fazla kanin dokulecegi yonunde on-uyari vermektedir.
Ozellikle Orhan Pamuk’un can guvenligi icin alinmis ya
da alinacak onlemlerin kesinlikle arttirilmasi
gerektigini dusunuyoruz.
Yazimiz, son derece sogukkanli oldu, cunku boyle bir
bilimsel bakisin savunucusuyuz. Ancak, duyarliliklar
noktasindan bakarsak; ailesine, ait oldugu topluluga,
ulkemizde ‘azinlik’ olarak degerlendirilenlere, ayni
siddet duzeneklerinin baska degiskenlerle
gerceklesmesinin magduru olanlara da bassagligi
diliyoruz.
(*) Bu yaziya esin kaynagi olan Cana Ay’a ve on okuma
icin M. Ulubay’a minnettarligimi sunarim.
********************
Hrant Dink Sonrası Türkiye’de Şiddet Üstüne
Konuşmak *
Dr. Ulaş Başar Gezgin, (bilişsel bilim)
Ağ Sayfası: http://ulas.teori.org
E-posta: ulas at teori.org
Haberlere henüz bakmadım, yalnızca,
uğradığım bir basımevinde
açık olan televizyondaki altyazıyı
gördüm ve bu yazıyı
ayrıntıları bilmeden
yazacağım, ancak ayrıntıları
bilmemenin bu yazıyı
özgürleştireceğini göreceğiz. Çünkü
ayrıntıları bilen bir yazar,
yalnızca siyasal bir cinayet olarak
algılayacaktır olayı.
Halbuki, bilimsel bir bakış, cinayeti
değil öncüllerini ve sonul etkilerini incelemekle
ayrılır bir köşe yazısından.
Biz de böyle bir yol izleyelim.
Aşağıdaki noktaları alt alta
okuduğumuzda Hrant Dink’in öldürülmesinin
şaşırtıcı
olmadığını göreceğiz;
üstelik, bu satırların yazarının
öldürülmesinin bile ülkenin koşulları
içerisinde doğal
sayılacağının farkına
varacağız.
Ülkemiz, hep söylenegeldiği gibi,
tartışamayan, eleştirel olamayan bir
toplum. Ülkede değerli aydınların
olması da durumu değiştirmiyor, çünkü
bir ülkenin düzey(sizliğ)i, kahvelerdeki –ki
bunlar tarihsel olarak kıraathane yani okuma
evleri olarak kurulup kumarhane olarak
evrim(!)leşmişler-
‘tartışma’ların niteliğinden
anlaşılır ancak
Doğrudur, Hrant Dink’i öldürenler, bir ya da
birkaç kişidir; ama asıl sorun, Hrant Dink’i
öldürmek isteyenlerin sayısının kaç
olduğudur. Ürkütücü olan, Hrant Dink’in
öldürülmesi değildir; dediğimiz gibi, bu
şaşırtıcı bir olay da
değil zaten. Ürkütücü olan, Hrant Dink’i öldürmek
isteyenlerin sayısının çokluğudur.
Bu sayının çokluğunu, -bakın
şu an hiçbir haber izlemeden söylüyorum- olay
sonrası haberleri ve haber yorumlarında da
göreceğiz. “Halk istenci” denilen
kargışlanası yanılgıyı
temsil ettiğini söyleyen kimi yazarlar, Dink’in
bunu zaten çoktan hak ettiğini, hatta geç
kalındığını yazacak,
söyleyeceklerdir. Yine ürkütücü olan, bu
sayının çokluğu olacaktır.
Kimileri, sırada Orhan Pamuk’un olduğunu
anıştıracak sözler bile sarf edecektir.
Hep birlikte göreceğiz.
Milyonlarca izleyici ve gazete okuru, bir “Ermeni
dölü”nün öldürülmesinin basında bu kadar yer
almasından öfkeye kapılacak, ama yine de
basının öldürülme haberleriyle dolup
taşması pahasına, yeni öldürümleri
alkışlayacaklardır.
Gerçekte, öldürülme, mahkeme önlerindeki
şiddetten ulamsal (kategorik) olarak ya da
niteliksel olarak ayrılmamaktadır, ancak
nicel olarak ayrılmaktadır. Diğer bir
deyişle, arada yalnızca bir derece
farkı vardır. Mahkeme önü
kalabalığını cinayet
işlemekten alıkoyan tek şey, hükümetin,
dinsel eğilimleri olsun olmasın, Avrupa
Birliği’ne girme hedefine ulaşmadaki
kararlılık görüntüsü olmuştur.
Peki Hrant Dink’in öldürülmesi, siyasal bir cinayet
olarak tekil bir özellik mi gösterir? Soru, iki
boyutludur: Hrant Dink’in öldürülmesi, ülkemizde
işlenen diğer siyasal cinayetlerle
ortaklaşmaktadır, buna tamam. Ancak,
diğer şiddet olaylarıyla da
ortaklaştığını unutmamak
gerekir: Aile meclisi kararıyla namus cinayeti
işleyen bir katille, ülkesini her nedense
ırzına geçilmiş kadın imgesiyle
anlayanların aldığı kararı
uygulayanların farklı şiddet
düzeneklerinin bir ürünü olduklarını
söylemek zor. Bilimsel açıdan
bakıldığında, yalnızca
değişkenlerin
farklılaştığı görülür.
Ayrıca, hep söylenegeldiği üzere, kendi
içindeki farklılıkları bir zenginlik,
bir yaratıcılık olanağı
olarak değil, yok edilmesi gereken üretim
hataları olarak gören bir zihniyettir ülkemizde
egemen olan. Bu nedenle ülkemizde, bir Protestan’a,
bir eşcinsele, ülkemize dinlenceye gelen turist
kadınlara şiddet uygulayanları
doğuran toplumsal düzenek de, Hrant Dink’i
öldürenleri doğuran toplumsal düzenekten fazlaca
ayrılmamaktadır. Bu tür insanlar üzerinde
görgül (empirik) bir çalışma uygulayıp
çeşitli sorular üzerinden çözümlemeler
yapsaydık, bu kişilerin hemen hemen hepsinin
tutuculuk, darlık, birörneklik gibi ana
etmenlerde toplaşacağını
görecektik.
Oysa ülkemizin bütün insanları, ne düşüncede
olurlarsa olsunlar, ülkenin yaratıcı
gizilgücü olarak değerlendirilmelidir.
Kalkınma, düşünce çeşitliliğiyle
olanaklıdır.
Olayın Avrupa’da nasıl
algılanacağı ise bellidir:
“Türkler, (sağcı Avrupalıların
kalıp-yargılarını ve
önyargılarını bir kez daha
doğrular bir biçimde) bir kez daha Türk
olduklarını
kanıtlamışlardır” denilecektir ya
da buna benzer bir ifade kullanılacaktır.
Belki Hrant Dink’in öldürülmesini bu ülkede 11 Eylül
gibi, 12 Eylül gibi bir milat olarak
değerlendirmek gerekir. Ülkenin yakın
tarihini H.D.Ö. (Hrant Dink’ten Önce) ve H.D.S. (Hrant
Dink’ten Sonra) olarak ikiye ayırabiliriz. Ancak,
bu milat görüşü, bir tür siyasal cinayetlerin bir
daha gerçekleşmeyeceğini varsayar. Oysa,
toplumsal kesitin çeşitli özellikleri, daha fazla
kanın döküleceği yönünde ön-uyarı
vermektedir. Özellikle Orhan Pamuk’un can
güvenliği için alınmış ya da
alınacak önlemlerin kesinlikle
arttırılması gerektiğini
düşünüyoruz.
Yazımız, son derece soğukkanlı
oldu, çünkü böyle bir bilimsel bakışın
savunucusuyuz. Ancak, duyarlılıklar
noktasından bakarsak; ailesine, ait olduğu
topluluğa, ülkemizde ‘azınlık’ olarak
değerlendirilenlere, aynı şiddet
düzeneklerinin başka değişkenlerle
gerçekleşmesinin mağduru olanlara da
başsağlığı diliyoruz.
(*) Bu yazıya esin kaynağı olan Cana
Ay’a ve ön okuma için M. Ulubay’a
minnettarlığımı sunarım.
************************************************************************
Dr. Ulas Basar Gezgin, PhD, bilissel bilimci/ cognitive scientist
Ag sayfasi/ Website: http://ulas.teori.org
E-posta/ E-mail: ulas at teori.org
Almanya Havuz Dergisi ve Havuz Yayinevi editoru: http://www.dergi.havuz.de
Gezgin's cognitive scientific works: http://cogprints.org/perl/user_eprints?userid=6477
Gezgin's linguistlist profile: http://cf.linguistlist.org/cfdocs/new-website/LL-WorkingDirs/people/personal/get-personal-page2.cfm?PersonID=63707
____________________________________________________________________________________
Sucker-punch spam with award-winning protection.
Try the free Yahoo! Mail Beta.
http://advision.webevents.yahoo.com/mailbeta/features_spam.html
BilimselHaber mesaj listesiyle ilgili
daha fazla bilgi