[Bilimsel Haber] Konferans; İlber Ortaylı: "Avrupa'da Osmanlılar"

Onur İnal oinal@ku.edu.tr
Sun, 11 Dec 2005 15:52:08 +0200


Konferans; İlber Ortaylı
Avrupa'da Osmanlılar:
Tarih: 14 Aralık 2005 Saat: 17.00
Yer: Topkapı Sarayı Konferans Salonu 1. Avlu

"AVRUPA VE TÜRKLER"
10.Asırda Müslümanlar Sicilya, Güney İtalya, Endülüs ve Doğu Akdeniz'de
Girit'te fethettikleri yerleri kaybetmeye başladılar. İki asır içinde
Haçlılar Kudüs ve Antakya'yı da aldılar. Görünüş Hıristiyanlığın ilerliyor
olduğuydu. Çok geçmedi, Müslümanların yeniden fethi başladı. 11.Yüzyıl
sonunda İran üzerinden akan Türkler bu eski medeniyet ve imparatorluklar
ülkesinden edindikleri yeni kültürel ve dini kazanımla Batıya doğru
ilerlediler.

15.Yüzyılın sonunda Granada İspanyolların elindeydi. Ne var ki Kıtanın
doğusunda Türkler birbuçuk asır içinde Tuna Bölgesini ve Ebedi Roma'nın
doğusunu ele geçirmişlerdi. Bu fetih İskender'in Helenizm İmparatorluğu veya
Cengiz Han'ın geniş imparatorluğu gibi kısa ömürlü de olmadı. Tuna boyu ve
Güneydoğu Avrupa bu dönemin izlerini hala taşıyor. Muhteşem Bizans
Osmanlılaştı ve Hıristiyan Roma İmparatorluğu Türkler tarafından Müslüman
Roma olarak devam ettirildi. Granada'nın Katolik İspanya tarafından
alınması; çok kısa bir süre sonra 1526 yazında Mohaç Ovası'nda Avrupanın
kudretli devleti Macaristan Krallığının ortadan kaldırılmasıyla gölgelendi.
Lepanto yani İnebahtı deniz zaferi Kıbrıs'ın ve 17.asırda Girit'in
alınmasıyla Türk ilerlemesinin yarattığı uzun endişenin devamına neden oldu.

Urartu'nun yaşadığı dönemden yaklaşık 3 asır sonra, "Medeniyetler arası
Diyalog" temasıyla gerçekleştirdiğimiz 8. Uluslar arası Sinema tarih
Buluşmasında Urartu'nun sözlerini, dünyanın çeşitli ülkelerinden filmlerle
ulaştırmak istedik. Urartu'nun ulaşamadığı yüreklere sinema ile ulaşalım ve
özlenen diyalogun kurulmasına katkıda bulunabilelim diye. Çünkü artık
sığınabileceğimiz ormanları da yitirdik. Ama hala aramızda düşünceleri ile
söyledikleri bir olan yitirmediğimiz pek çok Urartu var ki, bu festival
bugün hala sizlerle buluşabiliyor.

Ama öbür yanda, Türk İmparatorluğu ve toplumu askeri yönden çatışma içinde
olduğu Batının istese de istemese de süratle mühendisliğini, cerrahlığını,
modern süvari kıtalarının muhafazası için veterinerliğini, onun ardından
idari ve mali tekniklerini ve nihayet hukuki düzenini kabul etmek zorunda
kalmıştır. Adını koymasak ve istemesek bile, batılılaşma yüz yıllık bir
süreç içinde evimize ve dilimize kadar girmiştir. Hiç kuşkusuz, 13.asırdan
beri Selçuklu ve Osmanlı Türkiyesinin kumaşı, camı, renkleri, giderayak
yemek zevki İtalya üzerinden Avrupa'ya girmiştir. Türk tipi Voltaire'i de,
Molliere'i de farklı yönleriyle olsa dahi eşit derecede meşgul etmektedir.
Ve Batı Medeniyetinin en üstün ve ebedi yanı, yani musiki sanatına
bakalım.Rönesanstan beri Türk müziği ve Türk tem'aları yüzlerce eserde
ağırlıklı olarak yerini almakta, işlenmektedir. Bir dönemin modası Türklükle
eşitleşir. Avrupa hayatının içinde incelikler kadar kabalıklara da Türk adı
verilir. Yanlış veya doğru bilinsin, Batının maddi hayatında Türk unsuru,
Türk unsurunun takliti veya Türk unsuru sayılan uydurmalardan geçilmez. Bir
dönem Türklük İslamiyet demektir. Arap ve Fars kültürünü çok iyi tanıyan ama
adamakıllı dar bir Avrupalı zümrenin dışında geniş yığınlar için Müslüman
Türk demektir. Ve her iki kimliğin şu günlerde karşılacağı problemlerin ön
planda bizim ulusumuzu etkileyeceği açıktır. Sorunun çözümü için sinema ve
edebiyat gibi çağdaş etkin araçların yaratıcılık ve gayretinden başka
kurtuluş çaresi yoktur. "Sinema Tarih Buluşması" gibi kültürel etkinliklerin
bu açıdan ne kadar önemi olduğunu hepimiz anlıyoruz.

Prof.Dr. İlber Ortaylı