[Discussion] TÜRKÇE'NIN MATEMATIGI
Tansug
tansug@tnn.net
Mon, 20 Sep 2004 16:29:08 +0300
Merhaba,
Bu grupta asagidaki konuda hiç tartisma oldu mu? Olmadi ise asagidakiler
hakkiinda yorum, görüs, elestiri ileri sürenler olabilir mi?
Tesekkürler/Selamlar
___________________________________________
TÜRKÇE'NIN MATEMATIGI
Türkçe Üzerine Bir Matematik Modelleme Ve Bunun Olasi Sosyal
Yansimalari Üzerine Bir Zihin Jimnastigi "
Victor Hugo siirlerini
40.000 kelime ile yazdi. Türkçe'yi en zengin kullananlardan Yasar
Kemal'in romanlari 3.500 kelimeyi geçmez" görüsü çok
yaygindir. Bu görüs haklidir zira Türkçe'nin Fransizca'ya oranla
daha az sözcük içerdigi dogrudur. Ingilizce'ye, Almanca'ya,
Ispanyolca'ya oranla da daha az sözcük içeriyor olmasi gerekir. Ne var ki
bu Türkçe'nin daha
yetersiz bir dil oldugu anlamina gelmez! Çünkü Türkçe az sözcük ile
çok sey anlatabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye
zarari dokunmaz ancak, geregi yoktur.
Baska bir dilden Türkçe'ye çeviri yapan herkes sözlügü açtiginda,
aralarinda minik anlam farklari olan bir çok sözcügün Türkçe karsiliginda
çogu
zaman ayni kelimeyi okur. Bu, ilk bakista bir eksiklik gibi görünebilir,
oysa öyle degildir. Çünkü yukarida adi geçen diller kelimelerin statik
olan
anlamlarini ögrenmeye, Türkçe ise bu anlamlari bulup çikarmaya, yani
dinamik anlamlandirmaya dayalidir. Türkçe'de anlamlari sözlükteki tanimlar
degil, kelimelerin cümle içindeki konumlari belirler. Tam bu noktada,
Türkçe'nin, referans olmak üzere sadece gerektigi kadari sözlüklere
alinmis,
sonsuz sayida kelime içerdigi bile öne sürülebilir.
Ingilizce-Türkçe sözlükte "sick", "ill" ve "patient"in karsisinda
hep "hasta" yazar. Bu baglamda Ingilizce'nin üç kat daha fazla
sözcük içerdigi söylenirse bu dogrudur. Ancak, aradaki farklarin Türkçe'de
vurgulanamadigi söylenmeye kalkilirsa bu yanlis olur: "doktor falanca beyin
hastasi
olmak", "böbrek hastasi olmak", "Internet hastasi olmak", "filanca
sarkinin
hastasi olmak" arasindaki farki Türkçe konusan herkes bir çirpida anlar.
Bunun nasil olabildigini görmek zor degildir. Bir kalem alip, alt alta:
> > 3 + 5 =
> > 12 + 5 =
> > 38 + 5 =
> > yazmak, sonra da bunlari toplamak yeterlidir. Hepsinde ayni "+ 5"
yazdigi halde sonuçlar farkli çikiyorsa, Türkçe'de de hepsinde ayni "hastasi
olmak" ifadesi geçtigi halde sonuçlar farkli olacaktir. Türkçe'nin az araç
ile çok is yapmasinin sirri matematikte yatar. 0'dan 9'a kadar 10 tane
rakam,
arti,
eksi, çarpi, bölü dört islem isareti ve bir ondalik ayraci virgül,
yani
topu topu 15 simge ile sonsuz sayida islem yapilabilir. Türkçe de benzer
özellikler gösterir. Türkçe matematige dayali olmaktan da öte,
neredeyse matematigin kilik degistirmis halidir.
Türkçe'deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasil çogul
yapilacaginin ögrenilmis olmasi, henüz varligi bile bilinmeyen, 5
yil sonra Türkçe'ye girecek fiillerin nasil çekileceginin ve 300 yil önce
unutulmus kelimelerin çogullarinin ne oldugunun biliyor olmasi demektir. Bu
tipki birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasil
çözülecegi ögrenildiginde, sadece "x = 6", "y = 23" olan
denklemlerin degil, ayni dereceden bütün denklemlerin nasil
çözüleceginin ögrenilmis olmasi gibidir.
Oysa sözgelimi Ingilizce'de "go", " went" olurken "do", "did" olur.
Çogul ekleri için de durum aynidir: "foot", "feet" olurken "boot", "beet"
degil "boots" olur. Bunun tutarli bir iç mantigi yoktur, tek çare böyle
olduklarinin bellenmesidir.
Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kurallari
ögrenmek gerekir. Türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar
da ses uyumu geregi "alma" olmasi gereken meyve isminin "elma" biçimine
dönmesi gibi birkaç minör istisnadir. Kurallar ise neredeyse, bu
dili icat edenlerin Türk olduguna inanmayi zorlastiracak kadar güçlü ve
kesindir.Bu
noktadan sonra, anlatilanlari matematik olarak formüle etmek,
aradaki iliskiyi somutlastirabilmek açisindan yararli olacaktir.
Bunu yapmanin en kolay yolu ikili sayi sistemini kullanmak oldugu için de
yalnizca 0 ve 1'leri
kullanmak yeterlidir. Izleyen örneklerde [1 = var] ve [0 = yok] anlaminda
kullanilmislardir.
KELIME KÖKÜ ÇOGUL EKI MATEMATIK IFADE
ev ler ev ler
1.0 0.1 1.1
Türkçe'deki bütün kelimelerin 2 bit oldugu varsayilabilir (ileride
bit sayisi artacak). Tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü
var; çogul eki yok), çogul olanlar ise 1.1'dir (kelime kökü var; çogul eki
var). Bu
kural hiç degismemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe'de baska hiç
bir dilde yapilamayacak bir sey yapilip, olmayan bir kelimenin çogulu dahi
söylenebilir (0.1). Birisi karsisindakine sadece "ler" dediginde,
alacagi tepki: "anladik ler de, neler?" türünden bir cevap olacaktir. Bir
seylerin çogulunun söylendigi bellidir de, neyin çogulunun kastedildigi açik
degildir.
> >
> > VURGULAMA SIFAT KÖKÜ ZAYIFLATMA MATEMATIK IFADE
> >
> > kirmizi
> > 0.1.0
> > kip kirmizi
> > 1.1.0
> > kirmizi msi
> > 0.1.1
> > kip kirmizi msi
> > 1.1.1
> >
> > Türkçe'deki sifatlarin anlamini kuvvetlendirmeye veya zayiflatmaya
yarayan bu kural da hiç degismez. Hatta istenirse bu kurala uyan ama hiçbir
> sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmis hem de zayiflatilmis garip
sifatlar bile türetilebilir. "Günes dogmazdan az önce ufuk kipkirmizimsi
(kip +
kirmizi
> > +msi; [1.1.1]) bir renk aldi" dendiginde, herkes neyin
> > +kastedildigini anlayacaktir. Çünkü ayaküstü türetilen bu sifat, hiçbir
sözlükte yer
almaz ama, Türkçe konusan herkesin çok iyi bildigi bu kurala uygundur.
> >
> > Fiil çekimlerinde de isler farkli degildir. Burada zorunlu olarak kisi
için
> > 3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanilacak. Çoklu bit gruplari
> > sunlari ifade edecek:
> >
> > 011 = ben
> > 010 = sen
> > 000 = o
> > 111 = biz
> > 110 = siz
> > 100 = onlar
> >
> > 00 = genis zaman
> > 11 = simdiki zaman
> > 10 = gelecek zaman
> > 01 = geçmis zaman
> >
> > KÖK KISI MATEMATIK IFADE
> >
> > YETERLILIK .......................... oku (y)abil di m
> > 1.1.0.01.0.0.011 OLUMSUZ ............................. oku (y)a ma z
> > mis sin
> 1.1.100.0.1.010
> > ZAMAN ................................... gel me (y)ecek ti
> 1.0.1.10.1.0.000
> > ZAMAN ................................... git me di k
> > 1.0.1.01.0.0.111 HIKAYE .................................. sasir
> > abil ecek tiniz1.1.0.10.1.0.110 RIVAYET
> > ................................ bil (i)yor lar 1.0.0.11.0.0.100
> >
> > KISI
> >
> > Tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapilip geçmis zaman "di'li geçmis"
ve
> > "mis'li geçmis" olarak ikiye ayrilabilir, soru bileskeni için ayri
> > bir biteklenebilir, emir ve sart kipleri de isin içine katilabilir
> > ancak,
> sonuç
> > degismezdi.
> >
> > Cümleleri olusturan ögelerin (özne, nesne, yüklem, vb...) siralamasi
> > da rastgele degildir. Türkçe cümleler bir tür "crescendo" (siddeti
> > giderek artan dizi) izlerler. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem
> > (fiil) üzerindedir. Diger ögelerin önemi, yükleme olan
> > yakinlik/uzaklik konumlari
> > ile belirlenir. Yükleme yakinlasildikça önem artar. Gene
> > matematiksel olarak ele almak gerekirse, cümleyi olusturan her bir
ögenin toplam öge
> > sayisi kadar haneden olusan bir matematik degere sahip oldugu
varsayilabilir.
"Dün Ahmet cami kirdi" cümlesi 4 ögeden olusmaktadir; o halde her öge 4
haneli bir degere sahip olacak, ilk öge en düsük, son öge ise en yüksek
degeri tasiyacaktir.
> >
> > CÜMLE
> > MATEMATIK DEGER
> >
> > 0001
> > MATEMATIK DEGER
> >
> > 0011
> > MATEMATIK DEGER
> >
> > 0111
> > MATEMATIK DEGER
> >
> > 1111
> >
> > 1 Dün Ahmet cami kirdi.
> > 2 Dün cami Ahmet kirdi.
> > 3 Ahmet Dün Cami kirdi.
> > 4 Ahmet cami Dün kirdi.
> > 5 Cami dün Ahmet kirdi.
> > 6 Cami Ahmet dün kirdi.
> > Simdi tablodaki cümleler tek, tek ele alinabilir:
> > 1. cümle: Dün Ahmet bir is yapti ve bu cami kirmak oldu.
> > 2. cümle: Dün kirilan cami baskasi degil Ahmet kirdi (suçlu Ahmet!).
> > 3. cümle: Ahmet'in dünkü isi cami kirmak oldu (belki önceki gün
> > kitap okumustu).
> > 4. cümle: Ahmet cami herhangi bir zaman degil, dün kirdi (yarin
> > kirmasi gerekiyor olabilirdi).
> > 5. cümle: Cam düne kadar saglamdi, kirilmasinin suçlusu ise Ahmet.
> > 6. cümle: Cami Ahmet zaten kiracakti, bunu dün yapti.
> >
> > Cümleyi olusturan ögeler kesinlikle ayni kalirken (cam hep 'i'
> > haliyle 'cami' olarak kaldi; fiil hep 3. tekil sahis, di'li geçmis
> > zamanda çekildi,
> > vb.) sadece yerlerinin degismesi cümlelerin anlamlarini da degistirdi.
Her cümlede 0011, 0001'den daha fazla, 0111 bu ikisinden daha fazla,
> > 1111
ise
> > hepsinden daha fazla önem tasidi. Anlami belirleyen de zaten her bir
> > ögeninmatematik degeri oldu. Kelimelerin statik anlamlar tasidiklari
> > dillerde, zaman belirtecinin (dün) yeri degistirilerek elde
> > edilebilecek
2
> > çesitlemenin disinda diger anlamlari vermek için kip degistirmek
(edilgen kip - passive mode kullanmak) veya araya açiklayici baska kelimeler
eklemek gerekir. Türkçe konusanlar ise her bir cümlenin digerinden farkini
derhal anlarlar.
> >
> > Matematik ile olan alis-veris yalnizca verilen örneklerle sinirli
> degildir. Türkçe'nin ne tarafi ele alinsa bu iliski ile yüz, yüze
gelinir.
> Türkçe'nin bu özelligini "Insanlar kendilerine ulasan mesajlari nasil
anlarlar?
Bunun kullanilan dil ile bir ilgisi var midir? Bir Fransiz, bir Ingiliz,
> > bir Türk ayni mesaji kendi ana dillerinde alsalar, birbirleri ile ayni
> > sekilde mi, yoksa farkli mi algilarlar? Eger dilin algilamayla ilgisi
varsa,
> > isin içine bir dil karismadigi yani sözgelimi bir pantomim gösterisi
izlenir
> > veya üzerinde hiç yazi olmayan bir afise bakilirken, dil ile ilgili
> > bu aliskanliklar nasil etki ederler?" türünden sorulara yanit
> > ararken fark ettim. Bu özellik konuya ilgi ve sabirla yaklasip,
> > bakmayi bilen herkesin
> > görebilecegi kadar açik. O nedenle, bu güne kadar kesinlikle
> > baskalari tarafindan da görülmüs olmali. "Türkçe çok lastikli,
> > nereye çeksen oraya gidiyor" diyenler de aslinda, hayal meyal bu
> > özelligi fark eder gibi
> olup, ne oldugunu tam adlandiramayanlardir. Türkçe teknik açidan mükemmel
bir
> dildir.
> > Bu mükemmelligin nedeni matematik ile olan iç içeliktir. Keza, ne
> > yazik ki Türkçe'nin, bu dili konusanlara kurdugu tuzak da buradadir.
> > Kentli-köylü, egitimli-egitimsiz, dogulu-batili, vb... kültür
çatismalari dünyanin her yerinde vardir. Gene dünyanin her yerinde iyi,
kötü
> > isleyen bir "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci bu çatismayi
kendi içinde
> > bir takim sentezlere götürür. Türkiye bu açidan dünya genelinin
> > biraz disindadir. Bizde "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci ya
> > hiç çalismaz, ya da akil almaz bir yavaslikta çalisir. Sorun, baska
sebeplerin
> > yani sira kullandigimiz dilden de kaynaklanmaktadir. Düsünme, kendi
kendine
> > sözsüz konusma olarak kabul edilirse (bence öyledir), anadilin
> > kisilerin düsünce yapisi üzerinde etkili oldugunu da kabul etmek
gerekir; insanlar
> > kendi anadillerinde düsünürler. Türklerin büyük paradoksu iste
buradadir.
Teknik açidan mükemmel bir dil olan Türkçe, kendi disimizdaki dünyayi
kendimizce degistirmeden, oldugu gibi algilamaktaki en büyük engelimizi
> > olusturmaktadir.
> >
> > Örnegin, Türkiye disina yabanci isçi olarak giden ilk nesil gerek
> > bulunduklari ülkenin dilini ögrenme, gerekse oradaki yasam biçimine
> > ayak uydurma konusunda muhtesem bir direnis gösterdiler. Bu
> > direnisin boyutlari o denli büyük oldu ki, baska hiç bir diasporada
gözlenmeyen gelismeler
> > yasandi. Türk diasporasi, gettolasip kendi kültürünü gene kendi
> > içine kapanik bir çevrede yasayacak yerde, kendi kültür kurumlarini
> > o ülkeye ithal etti. Asimile olmaya en dirençli kültürlerden biri kabul
edilen
> Ispanyollar, gittikleri yere sadece gazetelerini ve bazen de radyolarini
> > tasimakla yetinirken; Türklerin bunlara ek olarak (hem de birden
> > çok) televizyon kanallari ve hatta kendi fast-food'lari (lahmacun,
döner, vs...) oldu.
> > Bunlari basaran insanlarin yeteneksiz olduklarina, dil ögrenmeyi de
> > bu yeteneksizlikleri yüzünden beceremediklerine hükmetmek en azindan
> > adil ve gerçekçi olamaz. Keza, böylesine önemli bir kültür direnisi
gösterenlerin, orada dogan çocuklarini egitirlerken, bunca sahip çiktiklari
kültürlerini göz ardi etmis olmalari da düsünülemez. Ancak gözlemlenen o ki,
orada dogan ikinci nesil, gene sözgelimi Ispanyollar arasinda hiç
görülmedigi
> > kadar hizla asimile oldu. Bunun nedenini evdeki Türkçe'nin yani sira
> > okulda ögrenilen ve ev disinda yasanan, o ülkenin dili faktöründe
> > aramak çok yaniltici olmayacaktir.
> >
> > Biz Türkler, konusmayi ögrenirken (tipki sick, ill, patient
> > örneginde oldugu gibi) farkli durumlarin farkli kavramlar olusturdugunu,
bu farkli
> > kavramlarin da farkli adlari olmasi gerektigini ögrenmeyiz. Ayni adi
> tasiyan farkli kavramlari birbirinden ayirmaya yarayacak sezgisel
(sezgisel
= dogal = matematiksel) yöntemin kurallarini ögrenmeye baslariz.
> > Sezgisellige sartlanmis beyinler ise dis dünyayi hiçbir degisiklige
> > ugratmadan, oldugu gibi algilamayi bilemediklerinden, bildikleri
> > tek yönteme yani kendilerince anlam çikarsamaya veya baska bir
> > ifadeyle "sezdikleri gibi algilamaya" yönelirler.
> >
> > Algiladiklari kavramlarin tümü kendi çikarsamalari dogrultusunda
> sekillenmis olan, kendilerince tanimlanmis bir dünyada yasayan insanlara
ulasan
> > mesajlardaki kodlar ne kadar "herkesçe bir örnek" algilanabilir?
Üzerinde emek harcanmaya deger temel sorulardan biri budur. Bu sorunun
yaniti
> > belirginlestikçe, neden batidaki sistemlerin bir türlü Türkiye'de
> > olusturulamadigi sorusunun yaniti da belirginlik kazanabilir.
> > Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum
> > kuskusuz tüm
> > iletisim alanlari için geçerlidir. Yunus Emre'nin okumasi, yazmasi
olmayan göçebe Türkmen boylari arasinda 700 yil boyunca bir nesilden
> > digerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarilmasinin
ardinda
Türkçe'nin sezgiselligini sonuna kadar kullanmadaki becerisi vardir.
Tanzimat
> > ve Cumhuriyet aydinlarinin bir türlü genis kitlelere seslerini
> > duyuramamalarinin nedeni de gene ayni denklemin içinde aranmalidir.
> Fransiz gibi, Alman gibi düsünmeyi ögrenenler, meramlarini anlatirken bunu
> > yeni ögrendikleri düsünce sistematigi içinde yapmaya kalkismis ve
> > Türk gibi anlatmayi becerememis olduklarindan basarisiz kalmislardir.
> > Mesajlar sadece algilanabildikleri kadar etkili olurlar. Mesajlari
> > üretenlerin kendi konularina ne kadar hakim olduklari mesajin
> > bütünlügü açisindan önemlidir ama, hitap edilen kisilerin,
> > kendilerine yönelen mesajlari nasil algiladiklari her seyden daha
önemlidir.
_______________________________________________________