[Discussion] TÜRKÇE'NIN MATEMATIGI - listeden listeye

Tansug tansug@tnn.net
Wed, 13 Oct 2004 14:05:31 +0300


Sayın Pultar,

Hemen düzelteyim, benim de cok ilginç bulduğum bu yazı Ahmet Okar imzalı ve 
de şurada:
http://www.visioneurope.com.tr/bilgisec.asp?eno=41
Bana da bir yakınım göndermişti o sırada...
Ahmet Okar'ı hiç tanımıyorum.
Sizin listenizde paylaşılan bilgilerin kalitesine hayran olduğum için 
sormuştum "Bu konu burada hiç tartışıldı mı?" diye.
Bir de Enis Batur'un (http://groups.yahoo.com/group/enisbatur/) listesine.
Orada Armağan Ekici'den aşağıdaki yanıt gelmişti hatta... Bana da şimdi 
"listeden listeye" yapmak düştü!

Saygıyla.

Avniye Tansuğ

www.webdekultursanat.com
www.bilgilenmehakki.org - www.ivhp.net

________________________________________________________
From: Armagan Ekici <armagan_ekici@...>
Subject: Re: Haberler + Turkcenin Matematigi

Merhaba,

Oncelikle:
Milliyet Sanat, Gosteri ve TRT haberlerini sevincle
karsiladim -- mecburiyetten yapiliyor bile olsa,  Enis
Batur'un gundemde gorunmeye, soz almaya  devam
etmesinin gundemin kendisi icin cok hayirli oldugunu
inaniyorum.

Turkcenin matematigi meselesine gelince:

Yazi ilginc, biraz kurcalayip Ahmet Okar imzali
oldugunu buldum, ozgun metin surada:
http://www.visioneurope.com.tr/bilgisec.asp?eno=41

Ozellikle yazinin sonundaki "ucuk" cikarimlari ilgiyle
okuduysam da, yazinin basinda Turkcenin matematiksel
yapisi uzerine soylenenler aslinda butun dillerde su
ya da bu olcude ortak olan ozellikler. Icinde bu tur
yapilar olmayan bir dunya dili bulunursa asil haberin
o olacagini soyleyebilirim -- boyle yapilara iyi
bilinen ornekler verilebilir;  Arapcanin uc sessiz
harften olusan kokleri degisik "vezin"lerle cekmesine,
ya da Ingilizcenin zamanlarini bir eksende
Gecmis-Simdi-Gelecek, bir eksende
Simple-Perfect-Simple Continuous-Perfect Continous
olan bir tabloya yazinca ortaya cikan zarif yapiya
bakilabilirr. Bu turden "matematiksel yapi" dedigimiz
ozelliklerin teknik adi "uretici gramer"; bir dilde,
sonlu sayida kuraldan sonsuz sayida cumle uretebilmeyi
saglayan kurallar bunlar. Cem Yilmaz'in meshur "Ben
Ornitorenk gordum" sakasi bu uretici gramer kavramini
anlatiyor aslinda, hayatta ornitorenk sozunu duymamis
bir cocuk bu kelimeyle istenince anlamli cumleler
kurabiliyor, cunku zihninde "ben x gordum" gibi
uretici gramer kurallari var. Chomsky'ci
dilbilimcilere gore butun dunya dilleri benzer
kurallara  dayaniyor (Chomsky ve arkadaslarinin
Ingilizcenin meshur duzensiz fiillerini bile uc
kuralla acikladiklarini soyleyeyim!). Meraklisi icin
Steven Pinker'in bu konuyu, uretici gramerin dildeki
yerini inceledigi "Words and Rules" kitabini
onerebilirim.

Eh, yazinin temel argumanina katilmayinca, buradan
yola cikarak varilan "Turklerin dis dunyayi oldugu
gibi algilayamadiklari" gibi cikarimlara da katilmak
mumkun degil. Temel olmayan argumanlardan biri olan
Turklerin yasadiklari ulkeye kendi fast-food'larini
getirmis olmalari meselesine gelince, sizi temin
ederim bu da yalnizca  Turklere ozgu bir durum degil!

Selamlar
Armagan
__________________________________________________________________________________




----- Original Message ----- 
From: <gonul@bilkent.edu.tr>
To: "Tansug" <tansug@tnn.net>; <discussion@lists.cstgroup.org>
Sent: Wednesday, October 13, 2004 4:39 PM
Subject: Re: [Discussion] TÜRKÇE'NIN MATEMATIGI



Sayin Tansug,

Asagidaki ilginc yaziya cok tesekkürler. Derslerin baslamak üzere oldugu, 
yani cogumuzun dolu bulundugu bir sirada gönderildigi icin sanirim hemen 
yanki bulamadi. Gec de olsa simdi telafi ederiz diyorum. Ve baska 
arkadaslardan söylediklerime tepki bekliyorum.

Yaziyi cok ilginc buldum. Ancak baslarda söyledikleriniz, yani Türkcenin 
aslinda sanildigi gibi "fakir" bir dil olmadigi, edebi yaraticilik acisindan 
kabul edilebilirse de (ki etmeyenler de var), bilimsel söylem icin GÜNÜMÜZ 
Türkcesinin zayif kaldigini kabul etmemiz gerek. Bugün Osmanlica denilen 
eski deyimleri geride birakmisiz, bilmiyoruz; yenilerini yeterince 
üretmiyoruz. "12 Eylül" rejimi, "yasayan Türkce"nin kullanimini zorunlu 
kilmadan önce kullanilan, kimi zaman asiri Öztürkce oldugu icin 
anlasilamayan söylemi, özler oldum. Simdilerde dogrudan Türkce olarak 
"dikotomi" gibi, dilimizi katleden sözcükler kullaniliyor. Ya tembelikten, 
ya da Batili  sözcügü kullanmanin "üstünlük" sanilmasindan, Türkce bilimsel 
söylem üretilmiyor. Ve bu bir sekilde Türkce yazilan bilimsel metnin 
entelektüel düzeyini de etkiliyebiliyor. (Tabii bu düzeyi etkinleyen 
bambaska etkenler de var, o ayri bir gercek.)

Ancak, sanirim yazdiklarinizin can alici kismi:

Ancak gözlemlenen o ki,
> orada dogan ikinci nesil, gene sözgelimi Ispanyollar arasinda hiç
> görülmedigi
> > > kadar hizla asimile oldu. Bunun nedenini evdeki Türkçe'nin yani sira
> > > okulda ögrenilen ve ev disinda yasanan, o ülkenin dili faktöründe
> > > aramak çok yaniltici olmayacaktir.
> > >
> > > Biz Türkler, konusmayi ögrenirken (tipki sick, ill, patient
> > > örneginde oldugu gibi) farkli durumlarin farkli kavramlar 
> > > olusturdugunu,
> bu farkli
> > > kavramlarin da farkli adlari olmasi gerektigini ögrenmeyiz. Ayni adi
> > tasiyan  farkli kavramlari birbirinden ayirmaya yarayacak sezgisel
> (sezgisel
>  = dogal  = matematiksel) yöntemin kurallarini ögrenmeye baslariz.
> > > Sezgisellige sartlanmis beyinler ise dis dünyayi hiçbir degisiklige
> > > ugratmadan, oldugu gibi algilamayi  bilemediklerinden, bildikleri
> > > tek yönteme yani kendilerince anlam çikarsamaya veya baska bir
> > > ifadeyle "sezdikleri gibi algilamaya" yönelirler.
> > >
> > > Algiladiklari kavramlarin tümü kendi çikarsamalari dogrultusunda
> > sekillenmis olan, kendilerince tanimlanmis bir dünyada yasayan insanlara
> ulasan
> > > mesajlardaki kodlar ne kadar "herkesçe bir örnek" algilanabilir?
> Üzerinde emek harcanmaya deger temel sorulardan biri budur. Bu sorunun
> yaniti
> > > belirginlestikçe, neden batidaki sistemlerin bir türlü Türkiye'de
> > > olusturulamadigi sorusunun yaniti da belirginlik kazanabilir.
> > > Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum
> > > kuskusuz tüm
> > > iletisim alanlari için geçerlidir. Yunus Emre'nin okumasi, yazmasi
> olmayan göçebe Türkmen boylari arasinda 700 yil boyunca bir nesilden
> > > digerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarilmasinin
> ardinda
> Türkçe'nin  sezgiselligini sonuna kadar kullanmadaki becerisi vardir.
> Tanzimat
> > > ve Cumhuriyet aydinlarinin bir türlü genis kitlelere seslerini
> > > duyuramamalarinin nedeni de gene ayni denklemin içinde aranmalidir.
> > Fransiz gibi, Alman gibi düsünmeyi ögrenenler, meramlarini anlatirken 
> > bunu
> > > yeni ögrendikleri düsünce sistematigi içinde yapmaya kalkismis ve
> > > Türk gibi anlatmayi becerememis olduklarindan basarisiz kalmislardir.
> > > Mesajlar sadece algilanabildikleri kadar etkili olurlar. Mesajlari
> > > üretenlerin kendi konularina ne kadar hakim olduklari mesajin
> > > bütünlügü açisindan önemlidir ama, hitap edilen kisilerin,
> > > kendilerine yönelen mesajlari nasil algiladiklari her seyden daha
> önemlidir.
>

Bu kismi biraz acabilir misiniz?

Ya da bu konuda yorum yapmak isteyen arkadaslar var mi?

Gönül Pultar

On 20 Sep 2004 23:53 EEST you wrote:

> Merhaba,
> Bu grupta asagidaki konuda hiç tartisma oldu mu? Olmadi ise asagidakiler
> hakkiinda yorum, görüs, elestiri ileri sürenler olabilir mi?
>
> Tesekkürler/Selamlar
> ___________________________________________
>
>
>
>  TÜRKÇE'NIN MATEMATIGI
>
>  Türkçe Üzerine Bir Matematik Modelleme Ve Bunun Olasi Sosyal
>  Yansimalari Üzerine Bir Zihin Jimnastigi "
>
> Victor Hugo siirlerini
>  40.000 kelime ile yazdi. Türkçe'yi en zengin kullananlardan Yasar
>  Kemal'in romanlari 3.500 kelimeyi geçmez" görüsü çok
>  yaygindir. Bu görüs haklidir zira Türkçe'nin Fransizca'ya oranla
>  daha az sözcük içerdigi dogrudur. Ingilizce'ye, Almanca'ya,
>  Ispanyolca'ya oranla da  daha az sözcük içeriyor olmasi gerekir. Ne var 
> ki
> bu Türkçe'nin daha
>  yetersiz bir dil oldugu anlamina gelmez! Çünkü Türkçe az sözcük ile
>  çok sey anlatabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye
>  zarari dokunmaz ancak, geregi yoktur.
>
>  Baska bir dilden Türkçe'ye çeviri yapan herkes sözlügü açtiginda,
>  aralarinda  minik anlam farklari olan bir çok sözcügün Türkçe 
> karsiliginda
> çogu
> zaman ayni kelimeyi okur. Bu, ilk bakista bir eksiklik gibi görünebilir,
>  oysa  öyle degildir. Çünkü yukarida adi geçen diller kelimelerin statik
> olan
>  anlamlarini ögrenmeye, Türkçe ise bu anlamlari bulup çikarmaya, yani
>  dinamik  anlamlandirmaya dayalidir. Türkçe'de anlamlari sözlükteki 
> tanimlar
> degil,  kelimelerin cümle içindeki konumlari belirler. Tam bu noktada,
> Türkçe'nin,  referans olmak üzere sadece gerektigi kadari sözlüklere
> alinmis,
>  sonsuz sayida kelime içerdigi bile öne sürülebilir.
>  Ingilizce-Türkçe sözlükte "sick", "ill" ve "patient"in karsisinda
>  hep "hasta" yazar. Bu baglamda Ingilizce'nin üç kat daha fazla
>  sözcük içerdigi  söylenirse bu dogrudur. Ancak, aradaki farklarin 
> Türkçe'de
> vurgulanamadigi söylenmeye kalkilirsa bu yanlis olur: "doktor falanca 
> beyin
> hastasi
>  olmak",  "böbrek hastasi olmak", "Internet hastasi olmak", "filanca
> sarkinin
>  hastasi olmak" arasindaki farki Türkçe konusan herkes bir çirpida anlar.
>  Bunun  nasil  olabildigini görmek zor degildir. Bir kalem alip, alt alta:
> > > 3 + 5 =
> > > 12 + 5 =
> > > 38 + 5 =
> > > yazmak, sonra da bunlari toplamak yeterlidir. Hepsinde ayni "+ 5"
> yazdigi halde sonuçlar farkli çikiyorsa, Türkçe'de de hepsinde ayni 
> "hastasi
>  olmak" ifadesi geçtigi halde sonuçlar farkli olacaktir. Türkçe'nin az 
> araç
>  ile çok is yapmasinin sirri matematikte yatar. 0'dan 9'a kadar 10 tane
> rakam,
> arti,
>  eksi, çarpi, bölü dört islem isareti ve bir ondalik ayraci virgül,
>  yani
> topu topu 15 simge ile sonsuz sayida islem yapilabilir. Türkçe de benzer
> özellikler gösterir. Türkçe matematige dayali olmaktan da öte,
>  neredeyse matematigin kilik degistirmis halidir.
>
>  Türkçe'deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasil çogul
>  yapilacaginin ögrenilmis olmasi, henüz varligi bile bilinmeyen, 5
>  yil  sonra Türkçe'ye girecek fiillerin nasil çekileceginin ve 300 yil 
> önce
> unutulmus kelimelerin çogullarinin ne oldugunun biliyor olmasi demektir. 
> Bu
> tipki birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasil
>  çözülecegi ögrenildiginde, sadece "x = 6", "y = 23" olan
>  denklemlerin degil, ayni dereceden bütün denklemlerin nasil
>  çözüleceginin ögrenilmis olmasi  gibidir.
>  Oysa sözgelimi Ingilizce'de "go", " went" olurken "do", "did" olur.
> Çogul ekleri için de durum aynidir: "foot", "feet" olurken "boot", "beet"
> degil "boots" olur. Bunun tutarli bir iç mantigi yoktur, tek çare böyle
> olduklarinin bellenmesidir.
>
>  Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kurallari
>  ögrenmek gerekir. Türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar
>  da ses uyumu geregi "alma" olmasi gereken meyve isminin "elma" biçimine
> dönmesi gibi birkaç minör istisnadir. Kurallar ise neredeyse, bu
>  dili icat  edenlerin Türk olduguna inanmayi zorlastiracak kadar güçlü ve
> kesindir.Bu
> noktadan sonra, anlatilanlari matematik olarak formüle etmek,
>  aradaki iliskiyi somutlastirabilmek açisindan yararli olacaktir.
>  Bunu yapmanin en kolay  yolu  ikili sayi sistemini kullanmak oldugu için 
> de
> yalnizca 0 ve 1'leri
>  kullanmak  yeterlidir. Izleyen örneklerde [1 = var] ve [0 = yok] 
> anlaminda
> kullanilmislardir.
>
>  KELIME KÖKÜ ÇOGUL EKI MATEMATIK IFADE
>
>   ev ler ev ler
>   1.0  0.1 1.1
>
>   Türkçe'deki bütün kelimelerin 2 bit oldugu varsayilabilir (ileride
>  bit sayisi artacak). Tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü
>  var; çogul  eki yok), çogul olanlar ise 1.1'dir (kelime kökü var; çogul 
> eki
> var). Bu
> kural hiç degismemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe'de baska hiç
> bir  dilde yapilamayacak bir sey yapilip, olmayan bir kelimenin çogulu 
> dahi
> söylenebilir (0.1). Birisi karsisindakine sadece "ler" dediginde,
> alacagi  tepki: "anladik ler de, neler?" türünden bir cevap olacaktir. Bir
> seylerin çogulunun söylendigi bellidir de, neyin çogulunun kastedildigi 
> açik
>  degildir.
> > >
> > > VURGULAMA SIFAT KÖKÜ ZAYIFLATMA MATEMATIK IFADE
> > >
> > >  kirmizi
> > > 0.1.0
> > > kip kirmizi
> > > 1.1.0
> > > kirmizi msi
> > > 0.1.1
> > > kip kirmizi msi
> > > 1.1.1
> > >
> > > Türkçe'deki sifatlarin anlamini kuvvetlendirmeye veya zayiflatmaya
> yarayan bu kural da hiç degismez. Hatta istenirse bu kurala uyan ama 
> hiçbir
> > sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmis hem de zayiflatilmis garip
> sifatlar bile türetilebilir. "Günes dogmazdan az önce ufuk kipkirmizimsi
> (kip +
> kirmizi
> > > +msi; [1.1.1]) bir renk aldi" dendiginde, herkes neyin
> > > +kastedildigini anlayacaktir. Çünkü ayaküstü türetilen bu sifat, 
> > > hiçbir
> sözlükte yer
> almaz ama, Türkçe konusan herkesin çok iyi bildigi bu kurala uygundur.
> > >
> > > Fiil çekimlerinde de isler farkli degildir. Burada zorunlu olarak kisi
> için
> > > 3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanilacak. Çoklu bit gruplari
> > > sunlari ifade edecek:
> > >
> > > 011 = ben
> > > 010 = sen
> > > 000 = o
> > > 111 = biz
> > > 110 = siz
> > > 100 = onlar
> > >
> > > 00 = genis zaman
> > > 11 = simdiki zaman
> > > 10 = gelecek zaman
> > > 01 = geçmis zaman
> > >
> > > KÖK KISI MATEMATIK IFADE
> > >
> > >  YETERLILIK .......................... oku (y)abil di m
> > > 1.1.0.01.0.0.011 OLUMSUZ ............................. oku (y)a ma z
> > > mis sin
> > 1.1.100.0.1.010
> > > ZAMAN ................................... gel me (y)ecek ti
> > 1.0.1.10.1.0.000
> > > ZAMAN ................................... git me di k
> > > 1.0.1.01.0.0.111 HIKAYE .................................. sasir
> > > abil ecek tiniz1.1.0.10.1.0.110 RIVAYET
> > > ................................ bil (i)yor lar 1.0.0.11.0.0.100
> > >
> > > KISI
> > >
> > > Tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapilip geçmis zaman "di'li 
> > > geçmis"
> ve
> > > "mis'li geçmis" olarak ikiye ayrilabilir, soru bileskeni için ayri
> > > bir biteklenebilir, emir ve sart kipleri de isin içine katilabilir
> > > ancak,
> > sonuç
> > > degismezdi.
> > >
> > > Cümleleri olusturan ögelerin (özne, nesne, yüklem, vb...) siralamasi
> > > da rastgele degildir. Türkçe cümleler bir tür "crescendo" (siddeti
> > > giderek artan dizi) izlerler. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem
> > > (fiil) üzerindedir. Diger ögelerin önemi, yükleme olan
> > > yakinlik/uzaklik konumlari
> > > ile belirlenir. Yükleme yakinlasildikça önem artar. Gene
> > > matematiksel olarak ele almak gerekirse, cümleyi olusturan her bir
> ögenin toplam öge
> > > sayisi kadar haneden olusan bir matematik degere sahip oldugu
> varsayilabilir.
> "Dün Ahmet cami kirdi" cümlesi 4 ögeden olusmaktadir; o halde her öge 4
> haneli bir degere sahip olacak, ilk öge en düsük, son öge ise en yüksek
> degeri tasiyacaktir.
> > >
> > > CÜMLE
> > > MATEMATIK DEGER
> > >
> > > 0001
> > > MATEMATIK DEGER
> > >
> > > 0011
> > > MATEMATIK DEGER
> > >
> > > 0111
> > > MATEMATIK DEGER
> > >
> > > 1111
> > >
> > > 1 Dün Ahmet cami kirdi.
> > > 2 Dün cami Ahmet kirdi.
> > > 3 Ahmet Dün Cami kirdi.
> > > 4 Ahmet cami  Dün kirdi.
> > > 5 Cami dün Ahmet kirdi.
> > > 6 Cami Ahmet dün kirdi.
> > > Simdi tablodaki cümleler tek, tek ele alinabilir:
> > > 1. cümle: Dün Ahmet bir is yapti ve bu cami kirmak oldu.
> > > 2. cümle: Dün kirilan cami baskasi degil Ahmet kirdi (suçlu Ahmet!).
> > > 3. cümle: Ahmet'in dünkü isi cami kirmak oldu (belki önceki gün
> > > kitap okumustu).
> > > 4. cümle: Ahmet cami herhangi bir zaman degil, dün kirdi (yarin
> > > kirmasi gerekiyor olabilirdi).
> > > 5. cümle: Cam düne kadar saglamdi, kirilmasinin suçlusu ise Ahmet.
> > > 6. cümle: Cami Ahmet zaten kiracakti, bunu dün yapti.
> > >
> > > Cümleyi olusturan ögeler kesinlikle ayni kalirken (cam hep 'i'
> > > haliyle 'cami' olarak kaldi; fiil hep 3. tekil sahis, di'li geçmis
> > > zamanda çekildi,
> > > vb.) sadece yerlerinin degismesi cümlelerin anlamlarini da degistirdi.
> Her  cümlede 0011, 0001'den daha fazla, 0111 bu ikisinden daha fazla,
> > > 1111
> ise
> > > hepsinden daha fazla önem tasidi. Anlami belirleyen de zaten her bir
> > > ögeninmatematik degeri oldu. Kelimelerin statik anlamlar tasidiklari
> > > dillerde, zaman belirtecinin (dün) yeri degistirilerek elde
> > > edilebilecek
> 2
> > > çesitlemenin disinda diger anlamlari vermek için kip degistirmek
> (edilgen kip - passive mode kullanmak) veya araya açiklayici baska 
> kelimeler
>  eklemek gerekir. Türkçe konusanlar ise her bir cümlenin digerinden 
> farkini
> derhal anlarlar.
> > >
> > > Matematik ile olan alis-veris yalnizca verilen örneklerle sinirli
> > degildir.  Türkçe'nin ne tarafi ele alinsa bu iliski ile yüz, yüze
> gelinir.
> > Türkçe'nin  bu özelligini "Insanlar kendilerine ulasan mesajlari nasil
> anlarlar?
> Bunun kullanilan dil ile bir ilgisi var midir? Bir Fransiz, bir Ingiliz,
> > > bir Türk ayni mesaji kendi ana dillerinde alsalar, birbirleri ile ayni
> > > sekilde mi, yoksa farkli mi algilarlar? Eger dilin algilamayla ilgisi
> varsa,
> > > isin içine bir dil karismadigi yani sözgelimi bir pantomim gösterisi
> izlenir
> > > veya üzerinde hiç yazi olmayan bir afise bakilirken, dil ile ilgili
> > > bu aliskanliklar nasil etki ederler?" türünden sorulara yanit
> > > ararken fark ettim. Bu özellik konuya ilgi ve sabirla yaklasip,
> > > bakmayi bilen herkesin
> > > görebilecegi kadar açik. O nedenle, bu güne kadar kesinlikle
> > > baskalari tarafindan da görülmüs olmali. "Türkçe çok lastikli,
> > > nereye çeksen oraya gidiyor" diyenler de aslinda, hayal meyal bu
> > > özelligi fark eder gibi
> > olup, ne oldugunu tam adlandiramayanlardir. Türkçe teknik açidan 
> > mükemmel
> bir
> > dildir.
> > > Bu mükemmelligin nedeni matematik ile olan iç içeliktir. Keza, ne
> > > yazik ki Türkçe'nin, bu dili konusanlara kurdugu tuzak da buradadir.
>
> > > Kentli-köylü, egitimli-egitimsiz, dogulu-batili, vb... kültür
> çatismalari  dünyanin her yerinde vardir. Gene dünyanin her yerinde iyi,
> kötü
> > > isleyen  bir "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci bu çatismayi
> kendi içinde
> > > bir takim sentezlere götürür. Türkiye bu açidan dünya genelinin
> > > biraz disindadir. Bizde "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci ya
> > > hiç çalismaz,  ya da akil almaz bir yavaslikta çalisir. Sorun, baska
> sebeplerin
> > > yani sira kullandigimiz dilden de kaynaklanmaktadir. Düsünme, kendi
> kendine
> > > sözsüz konusma olarak kabul edilirse (bence öyledir), anadilin
> > > kisilerin düsünce yapisi üzerinde etkili oldugunu da kabul etmek
> gerekir; insanlar
> > > kendi anadillerinde düsünürler. Türklerin büyük paradoksu iste
> buradadir.
> Teknik açidan mükemmel bir dil olan Türkçe, kendi disimizdaki dünyayi
> kendimizce degistirmeden, oldugu gibi algilamaktaki en büyük engelimizi
> > > olusturmaktadir.
> > >
> > > Örnegin, Türkiye disina yabanci isçi olarak giden ilk nesil gerek
> > > bulunduklari ülkenin dilini ögrenme, gerekse oradaki yasam biçimine
> > > ayak uydurma konusunda muhtesem bir direnis gösterdiler. Bu
> > > direnisin boyutlari o denli büyük oldu ki, baska hiç bir diasporada
> gözlenmeyen gelismeler
> > > yasandi. Türk diasporasi, gettolasip kendi kültürünü gene kendi
> > > içine kapanik bir çevrede yasayacak yerde, kendi kültür kurumlarini
> > > o ülkeye  ithal etti. Asimile olmaya en dirençli kültürlerden biri 
> > > kabul
> edilen
> > Ispanyollar, gittikleri yere sadece gazetelerini ve bazen de radyolarini
> > > tasimakla yetinirken; Türklerin bunlara ek olarak (hem de birden
> > > çok) televizyon kanallari ve hatta kendi fast-food'lari (lahmacun,
> döner, vs...) oldu.
> > > Bunlari basaran insanlarin yeteneksiz olduklarina, dil ögrenmeyi de
> > > bu yeteneksizlikleri yüzünden beceremediklerine hükmetmek en azindan
> > > adil ve gerçekçi olamaz. Keza, böylesine önemli bir kültür direnisi
> gösterenlerin, orada dogan çocuklarini egitirlerken, bunca sahip 
> çiktiklari
> kültürlerini göz ardi etmis olmalari da düsünülemez. Ancak gözlemlenen o 
> ki,
> orada dogan ikinci nesil, gene sözgelimi Ispanyollar arasinda hiç
> görülmedigi
> > > kadar hizla asimile oldu. Bunun nedenini evdeki Türkçe'nin yani sira
> > > okulda ögrenilen ve ev disinda yasanan, o ülkenin dili faktöründe
> > > aramak çok yaniltici olmayacaktir.
> > >
> > > Biz Türkler, konusmayi ögrenirken (tipki sick, ill, patient
> > > örneginde oldugu gibi) farkli durumlarin farkli kavramlar 
> > > olusturdugunu,
> bu farkli
> > > kavramlarin da farkli adlari olmasi gerektigini ögrenmeyiz. Ayni adi
> > tasiyan  farkli kavramlari birbirinden ayirmaya yarayacak sezgisel
> (sezgisel
>  = dogal  = matematiksel) yöntemin kurallarini ögrenmeye baslariz.
> > > Sezgisellige sartlanmis beyinler ise dis dünyayi hiçbir degisiklige
> > > ugratmadan, oldugu gibi algilamayi  bilemediklerinden, bildikleri
> > > tek yönteme yani kendilerince anlam çikarsamaya veya baska bir
> > > ifadeyle "sezdikleri gibi algilamaya" yönelirler.
> > >
> > > Algiladiklari kavramlarin tümü kendi çikarsamalari dogrultusunda
> > sekillenmis olan, kendilerince tanimlanmis bir dünyada yasayan insanlara
> ulasan
> > > mesajlardaki kodlar ne kadar "herkesçe bir örnek" algilanabilir?
> Üzerinde emek harcanmaya deger temel sorulardan biri budur. Bu sorunun
> yaniti
> > > belirginlestikçe, neden batidaki sistemlerin bir türlü Türkiye'de
> > > olusturulamadigi sorusunun yaniti da belirginlik kazanabilir.
> > > Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum
> > > kuskusuz tüm
> > > iletisim alanlari için geçerlidir. Yunus Emre'nin okumasi, yazmasi
> olmayan göçebe Türkmen boylari arasinda 700 yil boyunca bir nesilden
> > > digerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarilmasinin
> ardinda
> Türkçe'nin  sezgiselligini sonuna kadar kullanmadaki becerisi vardir.
> Tanzimat
> > > ve Cumhuriyet aydinlarinin bir türlü genis kitlelere seslerini
> > > duyuramamalarinin nedeni de gene ayni denklemin içinde aranmalidir.
> > Fransiz gibi, Alman gibi düsünmeyi ögrenenler, meramlarini anlatirken 
> > bunu
> > > yeni ögrendikleri düsünce sistematigi içinde yapmaya kalkismis ve
> > > Türk gibi anlatmayi becerememis olduklarindan basarisiz kalmislardir.
> > > Mesajlar sadece algilanabildikleri kadar etkili olurlar. Mesajlari
> > > üretenlerin kendi konularina ne kadar hakim olduklari mesajin
> > > bütünlügü açisindan önemlidir ama, hitap edilen kisilerin,
> > > kendilerine yönelen mesajlari nasil algiladiklari her seyden daha
> önemlidir.
> _______________________________________________________
>
>
>
> _______________________________________________
> Discussion mailing list
> Discussion@lists.cstgroup.org
> http://lists.cstgroup.org/cgi-bin/mailman/listinfo/discussion